Eşler Arası Takipsizliğe İtiraz – Yargıtay 11. CD 2026/6793

Bir eş evden ayrılırken diğer eşin ve çocukların eşyasını vermiyor. Şikâyet üzerine başlayan soruşturmada savcılık, eylemin güveni kötüye kullanma suçuna ilişkin olabileceğini, ancak fail ile mağdur arasında ayrılık kararı bulunmayan bir evlilik bağı olduğu için cezaya hükmolunamayacağını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına karar veriyor. Karara “itiraz edilebilir” notu düşülüyor, şikâyetçi de itiraz ediyor ve sulh ceza hâkimliği itirazı kabul ediyor. Peki savcının takdir yetkisine dayanan bu tür bir karar, gerçekten itiraz yoluyla denetlenebilir mi?
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 22.06.2026 tarihli ve E.2026/796, K.2026/6793 sayılı kararıyla, sulh ceza hâkimliğinin itirazı kabul eden kararını kanun yararına bozmuş ve CMK 173/5 uyarınca bu karara karşı itiraz yolunun kapalı olduğunu, itirazın usulden reddedilmesi gerektiğini oy birliğiyle kabul etmiştir.
🔍 Mesele: Takdire dayalı takipsizlik ve itiraz
Ceza muhakemesinde suçtan zarar görenin elindeki temel denetim aracı, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara (uygulamadaki adıyla takipsizlik kararına) karşı sulh ceza hâkimliğine itiraz etmektir. CMK 173 bu yolu düzenler. Ancak aynı maddenin beşinci fıkrası önemli bir istisna içerir: Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde itiraz hükümleri uygulanmaz.
Somut dosyada tartışma bu istisnanın kapsamı etrafında şekillenmiştir. Savcılık, eylemin varlığını tartışmaktan önce, fail ile mağdur arasındaki evlilik bağını esas almış ve TCK 167’deki şahsi cezasızlık sebebi nedeniyle kamu davası açılamayacağını belirtmiştir. Bu tercihin dayanağı CMK 171/1’dir. Yargıtay’ın cevaplandırdığı soru şudur: Şahsi cezasızlık sebebine dayanılarak CMK 171/1 kapsamında verilen takipsizlik kararı, itiraz yoluyla sulh ceza hâkimliğinin denetimine götürülebilir mi?
🗂️ Soruşturmadan kanun yararına bozmaya
Karar metninden izlenebilen süreç şöyledir:
- Şikâyet: Şikâyetçi, eşi olan şüphelinin evden ayrılırken kendisine ve çocuklarına ait olan eşyayı almasına izin vermediğini ileri sürmüştür.
- Savcılık kararı (19.03.2025): Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı, iddianın güveni kötüye kullanma suçuna ilişkin olduğunu, bu suçun hakkında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden biri tarafından diğerinin zararına işlenmesi hâlinde TCK 167/1 uyarınca cezaya hükmolunamayacağını ve bu nedenle kamu davası açılamayacağını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararda, kararın itiraza tabi olduğu da yazılmıştır.
- Sulh ceza hâkimliği kararı (09.07.2025): Sakarya 1. Sulh Ceza Hakimliği itirazı kabul etmiştir. Bu karar CMK 271/4 uyarınca kesin nitelikte olduğundan karar tarihinde kesinleşmiştir.
- Kanun yararına bozma istemi: Adalet Bakanlığı 29.12.2025 tarihli yazısıyla CMK 309/1 uyarınca kanun yararına bozma isteminde bulunmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 15.01.2026 tarihli tebliğnamesiyle dosyayı Daireye göndermiştir.
- Yargıtay kararı (22.06.2026): 11. Ceza Dairesi istemi kabul ederek sulh ceza hâkimliği kararını oy birliğiyle kanun yararına bozmuş ve dosyanın CMK 309/4-a uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için mahalline gönderilmesine karar vermiştir.
Başsavcılığın isteminde, savcılık kararında itiraz yolunun gösterilmiş olmasına rağmen bu kararın CMK 173/5 uyarınca kesin mahiyette olduğu, bu nedenle itirazın usulden reddedilmesi gerektiği; buna karşın itirazın kabul edilmesinde isabet bulunmadığı ileri sürülmüştür.
⚖️ Yargıtay’ın gerekçesi
Daire, gerekçesini dört adımda kurmuştur. Önce CMK 160’taki soruşturma yükümlülüğünü hatırlatmış, ardından CMK 171/1 ve CMK 173/5 hükümlerini aktarmış, en son da somut dosyaya uygulamıştır. Kararın belirleyici tespitleri şunlardır:
- CMK 171/1, şahsi cezasızlık sebebinin varlığı hâlinde Cumhuriyet savcısına kovuşturmaya yer olmadığı kararı verme konusunda takdir yetkisi tanımaktadır.
- CMK 173/5’e göre savcının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde itirazı düzenleyen 173. madde uygulanmaz.
- Somut olayda savcılık, eşler arasındaki ilişkiye ve TCK 167/1’deki şahsi cezasızlık sebebine dayanarak takdir yetkisini kullanmıştır.
- Bu nedenle verilen karar kesin mahiyettedir ve itirazı kabil kararlardan değildir; kararda itiraz yolunun gösterilmiş olması bu sonucu değiştirmez.
- Sulh ceza hâkimliğinin itirazı usulden reddetmek yerine kabul etmesi Kanun’a aykırıdır.
Karar, uyuşmazlığın esasına, yani eşyanın gerçekten alıkonulup alıkonulmadığına veya eylemin hangi suç tipine uyduğuna ilişkin bir değerlendirme içermemektedir. Yargıtay’ın incelemesi yalnızca itiraz yolunun açık olup olmadığı sorusuyla sınırlıdır.
👪 TCK 167: Akrabalar arası malvarlığı suçları
TCK 167, malvarlığına karşı suçlar bölümünde yer alan ve aile içi ilişkilerde ceza tehdidini sınırlayan özel bir hükümdür. Maddenin güncel metnine göre, yağma ve nitelikli yağma hariç olmak üzere bu bölümdeki suçların;
- haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin (bent a),
- üstsoy veya altsoyunun ya da bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen ya da evlatlığın (bent b),
- aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin (bent c)
zararına işlenmesi hâlinde ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz. Maddenin ikinci fıkrası ise ayrılık kararı verilmiş eşler, aynı konutta yaşamayan kardeşler ve bazı diğer yakınlar bakımından şikâyet üzerine verilecek cezanın yarı oranında indirileceğini düzenler.
Güveni kötüye kullanma suçu (TCK 155) da bu bölümde yer aldığından, eşler arasında ayrılık kararı bulunmadığı sürece TCK 167/1 kapsamına girer. Kanun metninde eşler birinci fıkranın (a) bendinde sayılmaktadır; karar metninde aktarılan Başsavcılık isteminde ise “167/1-b” ibaresi geçmektedir. Bu bent farkı, Yargıtay’ın vardığı usul sonucunu etkilememiştir; çünkü belirleyici olan, savcının şahsi cezasızlık sebebine dayanarak takdir yetkisini kullanmış olmasıdır.
Şahsi cezasızlık sebebi fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaz; yalnızca belirli bir kişi bakımından ceza verilmesini engeller. Bu nedenle olası özel hukuk talepleri, örneğin eşyanın iadesi, ceza soruşturmasının sonucundan bağımsız olarak varlığını sürdürebilir. Karar bu konuda bir değerlendirme içermemektedir; yalnızca ceza muhakemesi bakımından itiraz yolunun kapalı olduğunu tespit etmektedir.
Aile içi malvarlığı ilişkilerinin ceza hukukundaki görünümüne ilişkin farklı bir örnek için eşin telefonunu almanın yağma sayılıp sayılmayacağı yazısına; güveni kötüye kullanma suçunun dolandırıcılıktan ayrımı için güveni kötüye kullanma mı, dolandırıcılık mı değerlendirmesine bakılabilir.
📘 CMK 171/1 ile CMK 173/5 nasıl birlikte okunur?
CMK 171/1’e göre, cezayı kaldıran şahsi sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsi cezasızlık sebebinin varlığı hâlinde Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir. Hükümdeki “verebilir” ifadesi, kanun koyucunun bu alanı savcının takdirine bıraktığını gösterir.
CMK 173/5 ise bu takdirin sonucunu itiraz denetiminin dışında tutar. Böylece iki tür takipsizlik kararı ortaya çıkar:
- CMK 172’ye dayanan karar: Yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâlinde verilir; suçtan zarar gören CMK 173/1 uyarınca sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.
- CMK 171/1’e dayanan karar: Şahsi cezasızlık sebebi veya cezayı kaldıran şahsi sebep olarak etkin pişmanlık koşulları nedeniyle takdir yetkisi kullanılarak verilir; CMK 173/5 uyarınca itiraz hükümleri uygulanmaz.
Kararın uygulamaya yansıyan önemli bir yönü, savcılık kararında itiraz yolunun yanlışlıkla gösterilmesinin, kanunun kapattığı bir yolu açmayacağıdır. Yargıtay, kararda “itiraza tabi” ibaresi bulunmasına rağmen itirazın usulden reddedilmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir.
Sulh ceza hâkimliği kararlarının kesinliği ve kanun yararına bozma yoluyla denetimi konusunda farklı bir açıdan kesin sulh ceza kararının yok sayılamayacağına ilişkin Ceza Genel Kurulu kararı da incelenebilir.
📝 Uygulama notları ve güncel metin
Kararın kapsamı ve sınırları bakımından şu gözlemler yapılabilir:
- Kanun yararına bozmanın etkisi: Bozma CMK 309/4-a kapsamında yapılmış ve dosya, gerekli işlemlerin yapılması için mahalline gönderilmiştir. Bu hüküm, davanın esasını çözmeyen kararlarda kararı veren merciin yeniden karar vermesini öngörür.
- Esas hakkında değerlendirme yok: Yargıtay, eşyanın alıkonulup alıkonulmadığı veya eylemin suç oluşturup oluşturmadığı hakkında görüş bildirmemiştir.
- Ayrılık kararı ölçütü: TCK 167/1’in uygulanabilmesi için eşler hakkında ayrılık kararı verilmemiş olması gerekir. Ayrılık kararı verilmişse 167/2’deki indirim rejimi gündeme gelir; bu farklı bir değerlendirmeyi gerektirir.
- Yağma istisnası: TCK 167, yağma ve nitelikli yağmayı açıkça kapsam dışında tutar.
🆕 Güncel metin notu: Resmî mevzuat sistemindeki güncel metne göre CMK 173/1, suçtan zarar görenin CMK 172’ye dayanan takipsizlik kararına karşı itiraz süresini kararın tebliğinden itibaren “iki hafta” olarak düzenlemektedir; aynı maddenin beşinci fıkrası ise takdir yetkisine dayanan kararları itiraz rejiminin dışında tutmaktadır. Bu nedenle somut karardaki uyuşmazlık sürenin kaçırılmasıyla değil, itiraz yolunun hiç bulunmamasıyla ilgilidir.
❓ Sorular ve cevaplar
Eşler arasında güveni kötüye kullanma iddiasında ceza verilebilir mi?
Savcının şahsi cezasızlık nedeniyle verdiği takipsizlik kararına itiraz edilebilir mi?
Takipsizlik kararında 'itiraz edilebilir' yazması itiraz hakkı doğurur mu?
Kesinleşmiş bir sulh ceza hâkimliği kararı nasıl bozulabilir?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, diğer kararlara ilişkin değerlendirmelere ise Emsal Kararlar bölümünden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kanun yararına bozma kararından derlenmiştir. Tarafların kimliği kaynakta anonimdir. Karar yalnızca itiraz yolunun açık olup olmadığına ilişkindir; iddia edilen eylemin esası hakkında bir değerlendirme içermez. Mevzuata ilişkin açıklamalar güncel resmî metinden bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



