İnançlı Temlikli Hisseye Tedbir – İst. BAM 13. HD 2025/1841

Şirket payları, ileride geri alınmak üzere yazılı bir sözleşmeyle bir başkasının adına devredilmiştir. Yıllar sonra payları devredenler sözleşmeyi feshettiklerini bildirir ve hisselerin kendilerine iadesi için dava açar. Dava sürerken asıl kaygı başkadır: adına kayıtlı paylar üçüncü kişilere devredilirse, kazanılacak bir hüküm kâğıt üzerinde kalabilir. Bu nedenle davacılar aynı dava içinde üç kez ihtiyati tedbir ister; üçüncü talebe dayanak olarak da yargılamada alınan ve lehlerine görüş bildiren bir bilirkişi raporunu gösterirler.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 06.11.2025 tarihli ve E.2025/1948, K.2025/1841 sayılı kararıyla, bu üçüncü tedbir talebini reddeden ara kararı yerinde bulmuş ve istinaf başvurusunu HMK m.353/1-b-1 uyarınca esastan reddetmiştir. Karar, HMK m.362/1-f gereğince kesin olarak ve oy birliğiyle verilmiştir.
📑 2019’daki inançlı temlik ve açılan dava
Davacılar ile davalı arasında 04.11.2019 tarihinde yazılı bir İnançlı Temlik Sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşmeyle bir enerji anonim şirketinin hisseleri davalıya devredilmiştir. Davacıların iddiasına göre sözleşme, hisselerden doğan bütün hakların kendilerine ait olduğunu açıkça hükme bağlamaktadır; devrin amacı payların mülkiyetini kalıcı olarak geçirmek değil, bir güven ilişkisi içinde davalı adına tutulmasıdır.
Davacılar, davalının sözleşmeye aykırı davrandığını ve sözleşmeyi feshettiklerini ileri sürerek İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde (2024/161 E.) dava açmıştır. Dava, kayıtlara göre “ticari nitelikteki inanç sözleşmesinden kaynaklanan alacak” ile “kıymetli evrak iptali (hisse senedi iptali)” istemlerini kapsamaktadır. Talepler; hisselerin iptali ve davacılar adına tescili ile hisselerden doğan kâr paylarının tespiti ve tahsilidir.
İstinaf dilekçesinde aktarılan iddialar, uyuşmazlığın bir aile şirketleri grubunun içinden doğduğunu göstermektedir. Davacılar; şirket kârının TTK m.395’e aykırı kiralamalar ve şüpheli işlemlerle örtülü olarak aktarıldığını, sözleşmenin sona ermesiyle kendilerine ödenmesi gereken birikmiş kârın bu yolla eritildiğini, grup şirketlerinin yönetiminden dışlandıklarını ve genel kurulların “kâğıt üzerinde” yapıldığını ileri sürmüştür. Bu iddialar davanın esasına ilişkindir ve Dairenin incelediği ara kararda tartışılmamıştır.
Davalı ise inançlı temlik sözleşmesinin geçerlilik şartlarını taşımadığını savunmuş; ayrıca davacılara ve kendisine ait tüm şirket hisselerinin tasarruf hakkının, kullanılan krediler karşılığında Hisse Rehni ve İntifa Hakkı Sözleşmesi ile bankalara devredildiğini belirtmiştir. Bu sözleşmeler dosyaya sunulmuştur.
🔁 Üç tedbir talebi, iki onama
Davacıların amacı, yargılama sürerken davalı adına kayıtlı hisselerin üçüncü kişilere devrini durdurmaktır. Kararda tedbir sürecinin kronolojisi şöyle aktarılmıştır:
- İlk talep: Mahkeme 25.03.2024 tarihli ara kararla reddetmiş; Daire 2024/713 E., 2024/865 K. sayılı kararıyla istinafı esastan reddetmiştir.
- İkinci talep: Hisse devrine ilişkin olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna yapılan bildirimlerin dosyaya getirilmesi üzerine 23.10.2024’te yeniden istenmiş; mahkeme 24.10.2024’te reddetmiş, Daire 2024/1878 E., 2024/2046 K. sayılı kararıyla bu ret kararını da yerinde bulmuştur.
- Üçüncü talep: 18.09.2025 tarihli dilekçeyle, 17.09.2025 tarihli bilirkişi raporuna dayanılarak yapılmış; mahkeme 23.09.2025 tarihli ara kararla reddetmiştir. İncelenen karar bu üçüncü ret kararına ilişkindir.
İlk derece mahkemesi üçüncü talebi reddederken HMK m.389 ve 390’ı hatırlatmış, HMK m.282 uyarınca bilirkişi görüşünün diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirileceğini, raporların kesin değil takdiri delil olduğunu vurgulamıştır. Mahkemeye göre uyuşmazlık davalının kabulünde değildir, yargılama tahkikat aşamasındadır ve sonuç bütün deliller birlikte değerlendirilerek belirlenecektir; bu aşamada haklılık yaklaşık olarak ispat edilmemiştir.
🧾 Davacıların dayandığı bilirkişi raporu
Davacılar istinaf dilekçesinde, 17.09.2025 tarihli raporun sonuç kısmında hisselerin inançlı işlemle davalıya devredildiğinin, hisselerden kaynaklanan tüm hakların davacılara ait olduğunun açıkça anlaşıldığının ve tescil ile kâr payı taleplerinin yerinde olduğunun yazıldığını belirtmiştir. Onlara göre önceki ret kararlarının dayandığı “yaklaşık ispat eksikliği” bu raporla giderilmiştir.
Davacılar ayrıca şu noktalara dayanmıştır:
- Devir “saf inançlı işlem” niteliğindedir; bu tür sözleşme her zaman gerekçe gösterilmeden feshedilebileceğinden, feshin haklılığı yargılamaya muhtaç değildir.
- Uygulamada ender görülecek biçimde yazılı bir inanç sözleşmesi vardır ve davalı imzasını inkâr etmemiştir.
- İnananın iade talebi ayni değil şahsi bir haktır; inanılan iadeden kaçınırsa inanan istihkak davası açamaz. Hisseler devredilirse davacılar adına tescil imkânsızlaşır.
- Bankalarla yapılan rehin ve intifa sözleşmesi devri engellemeye yetmez; bankalar özel hukuk tüzel kişileridir, mahkeme tedbiri yoksa ek protokolle rehinden vazgeçebilir veya başka teminata razı olabilir; hisseler basit bir ciroyla dahi devredilebilir.
⚖️ Dairenin iki gerekçesi
Daire, HMK m.389/1’deki tedbir şartlarını ve HMK m.390/3’teki ispat yükünü aktardıktan sonra iki bağımsız gerekçeyle ilk derece kararını doğru bulmuştur.
Birinci gerekçe yaklaşık ispata ilişkindir. Daireye göre davacıların, davalının hisselerden doğan hakları kullandırmadığı, sözleşmeye aykırı davrandığı ve hisselerin iadesinin gerektiği yönündeki iddiaları ara karar tarihi itibarıyla yargılamaya muhtaçtır. Davalı sözleşmenin geçerliliğine itiraz etmiş ve hisselerin bankalara rehin ve intifa ile bağlandığını savunmuştur.
İkinci gerekçe tedbir sebebine ilişkindir. Hisse Rehni ve İntifa Hakkı Sözleşmesinde, hisselerin rehin alan ve intifa sahibinin yazılı ön izni olmaksızın üçüncü kişilere devredilemeyeceği düzenlenmiştir. Daire bu hüküm karşısında, mevcut durumda meydana gelecek bir değişiklik nedeniyle hakkın elde edilmesinin güçleşeceği veya tamamen imkânsız hâle geleceği kanaatinin oluşmadığını belirtmiştir.
🔎 Yaklaşık ispat neden oluşmadı?
Kararın en öğretici kısmı, lehe görüş bildiren bir bilirkişi raporunun neden tedbir için yeterli sayılmadığıdır. Daire raporu dört yönden değerlendirmiştir:
- Raporun kimden geldiği: Mahkeme, şirket defter ve kayıtları dahil tüm deliller üzerinde inceleme yapmak üzere dört kişilik bir bilirkişi heyeti görevlendirmiştir. Sunulan rapor heyet raporu değil, heyetteki bir bilirkişinin ayrık olarak düzenlediği rapordur; ara karar tarihinde heyet raporu henüz dosyaya girmemiştir.
- Raporun içeriği: Ayrık raporda inançlı temlik sözleşmesinin maddelerine ve inançlı temlikin hukuki tanımına yer verilmiştir; tarafların iddia ve savunmalarıyla ilgili olarak şirket defter ve kayıtları üzerinde yapılmış bir inceleme yoktur.
- Hukuki tespit – teknik tespit ayrımı: Raporda yer alan hususlar, mahkemenin kendisinin değerlendireceği hukuki tespitlerdir. Bilirkişi, hâkimin hukuki nitelendirme görevini üstlenemez.
- Sonuç: Bu nedenle rapor, yaklaşık ispatı sağlayan yeni bir delil niteliği taşımamaktadır. Önceki iki ret kararından sonra durumu değiştiren bir olgu ortaya çıkmamıştır.
Bu yaklaşım, tedbir talebinin her yenilenişinde mahkemenin “yeni ne var?” sorusunu sorduğunu göstermektedir. Daha önce reddedilen bir talebin tekrar incelenebilmesi için ortaya konan yeni delilin, önceki değerlendirmeyi değiştirecek nitelikte olması aranmıştır. Benzer biçimde kayıp hisse senedinin iptali talebinde yaklaşık ispatın nasıl tartışıldığı İstanbul BAM 12. HD 2026/1360 kararında ele alınmıştır; inanç ilişkisinin ispatına ilişkin farklı bir bakış için Yargıtay HGK 2026/129 kararı incelenebilir.
🏦 Bankalara kurulu rehin ve intifa hakkının rolü
Kararın ikinci ayağı, üçüncü kişiler lehine kurulmuş haklardır. Davacılar, bankalarla yapılan sözleşmeye davalının uymayabileceğini ve bankaların rehinden vazgeçebileceğini ileri sürmüştür. Daire ise sözleşmedeki “yazılı ön izin” şartını, devir tehlikesini somut olarak azaltan bir olgu olarak görmüştür. Kararda bu konuda soyut ihtimallerin tedbir için yeterli kabul edilmediği anlaşılmaktadır.
Bu tablo, aynı paylar üzerinde birden fazla ilişkinin üst üste bindiği durumlarda tedbir değerlendirmesinin nasıl şekillenebileceğini de göstermektedir:
- Davacılar ile davalı arasında inanç ilişkisi bulunmaktadır.
- Davalı ile bankalar arasında kredi teminatı olarak rehin ve intifa ilişkisi kurulmuştur.
- Paylar, enerji piyasasında faaliyet gösteren bir şirkete ait olduğundan devirler düzenleyici kuruma bildirilmiştir.
Daire, bu ilişkilerden ikincisinin devri zaten kısıtladığını kabul ederek ayrıca mahkeme tedbirine gerek görmemiştir. Davanın esası, yani sözleşmenin geçerliliği, feshin sonuçları ve kâr payı talepleri ise ilk derece mahkemesinde süren yargılamanın konusudur.
Karar harçlar yönünden de sonuçlandırılmıştır: istinaf yargılama giderleri istinaf edenler üzerinde bırakılmış, 615,40 TL istinaf karar harcı peşin yatırıldığından yeniden harç alınmamıştır.
❓ Okurların sorabileceği sorular
Reddedilen tedbir talebi aynı davada yeniden istenebilir mi?
Lehe bilirkişi raporu yaklaşık ispat için yetmez mi?
Hisselerin bankalara rehinli olması tedbiri neden etkiledi?
Bu karar Yargıtay'a taşınabilir mi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından ulaşılabilir; pay ve şirket uyuşmazlıklarına ilişkin diğer kararlar Emsal Kararlar sayfasında yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin Bedesten sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Karar, derdest bir davada verilen ihtiyati tedbir ara kararına ilişkin olup davanın esası hakkında bir sonuç içermez. Benzer görünen bir uyuşmazlıkta tedbir değerlendirmesi; sözleşmenin içeriğine, sunulan delillerin niteliğine, paylar üzerindeki üçüncü kişi haklarına ve yargılamanın aşamasına göre farklılaşabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




