Emsal KararlarMiras Hukuku

Torun Vekiliyle Satışta Muvazaa – Yargıtay 1. HD 2025/5970

Doksan yaşındaki bir mirasbırakan, ölümünden kısa süre önce torununu vekil tayin eder; vekil, murisin tek taşınmazını üçüncü bir kişiye satış göstererek devreder. Bu tablo karşısında “satış” gerçek midir, yoksa mirasçılardan mal kaçırmaya yönelik bir perde midir? Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 15.12.2025 tarihli, 2025/6020 E. ve 2025/5970 K. sayılı kararı, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasındaki kabul kararını onayarak bu soruyu yanıtlamaktadır. “Dolandırılma” araması ile bu karara ulaşan okuyucular için belirtmek gerekir ki dosyada davalı torun, murisin dolandırılmasından korktuğu için kendisini vekil tayin ettiğini savunmuş; karar ise vekil eliyle yapılan satışın muvazaalı olup olmadığına ilişkin bir hukuk davasıdır.

Kararın ayırt edici yönü, murisin fiil ehliyetinin Adli Tıp raporuyla saptanmış olmasına rağmen muvazaanın kabul edilmesi, alıcının “emanetçi” konumunda görülmesi ve tek mirasçının açtığı davanın zorunlu dava arkadaşlığı itirazına takılmamasıdır.

Kısa özet: 1925 doğumlu muris, 22.01.2015 tarihinde torununu vekil tayin etmiş; vekil, murisin tek taşınmazını 19.02.2015 tarihinde iş tanışıklığı bulunan üçüncü kişiye satış yoluyla devretmiştir. Muris 19.05.2015 tarihinde ölmüştür. Mirasçı davacı, temlikin muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve miras payı oranında tescil, olmazsa payına düşen 100.000,00 TL bedel istemiştir. İlk derece mahkemesi davayı önce reddetmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırmış; yeniden yargılamada dava kabul edilmiştir. İstinaf, rayiç değerin üçte birine satışın hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ve alıcının emanetçi konumunda bulunduğunu belirterek başvuruyu HMK 353/1-b-1 uyarınca esastan reddetmiş; Yargıtay 1. HD kararı HMK 370/1 uyarınca oy birliğiyle onamıştır.

📜 Muris Muvazaası ve 1974 Tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde tarafların gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere değil, gerçek ve ortak iradelerine bakılacağını söyler. Muris muvazaası bu kuralın miras hukukundaki görünümüdür: mirasbırakan, aslında bağışlamak istediği taşınmazı mirasçılardan mal kaçırmak için tapuda “satış” olarak gösterir. Görünürdeki satış gerçek iradeyi yansıtmadığından geçersizdir; gizli bağış ise 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 706. ve TBK’nın 237. maddelerinin aradığı resmî şekle uyulmadığından hüküm doğurmaz.

Yargıtay’ın 01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’ndan bu yana yerleşik uygulamaya göre, mirasbırakanın miras hakkını zedeleyen bu tür temliklere karşı saklı paylı olsun olmasın her mirasçı tapu iptali ve tescil davası açabilir. Mal kaçırma kastı çoğu zaman belgeyle değil karinelerle saptanır: murisin satışa ihtiyacı, bedel ile gerçek değer arasındaki fark, alıcının ödeme gücü, murisin mirasçılarıyla ilişkileri ve devrin ölüme yakınlığı başlıca ölçütlerdir.

🏠 Olayın Seyri: Vekâletname, Satış ve Ölüm Arasındaki Dört Ay

Karar metnine göre muris, 22.01.2015 tarihinde torununu vekil tayin etmiş; vekil, dava konusu parseli 19.02.2015 tarihinde diğer davalıya vekâleten satmıştır. Muris 19.05.2015 tarihinde ölmüş; geride davacı, dava dışı bir oğlu ve 2012 yılında ölen oğlunun mirasçıları (davalı torun dâhil) kalmıştır.

Davacı vekili, vekâletname tarihinde murisin 90 yaşında ve uzun süredir hasta olduğunu, satış bedelinin murisin hesabına yatırılmadığını, alıcının ödeme gücü bulunmadığını ve vekâletnamenin geçerli olmadığını ileri sürmüştür. Talep kademelidir: tapu iptali ile miras payı oranında davacı adına tescil; olmazsa muris adına tescil; o da olmazsa davacının payına düşen 100.000,00 TL bedelin alıcıdan tahsili.

Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu’nun 20.03.2019 tarihli raporu murisin işlem tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunu saptamış; tapu kayıtları ise taşınmazın murisin tek malvarlığı olduğunu göstermiştir. Kararın omurgası, bu iki verinin birlikte nasıl okunacağıdır.

🛡️ Davalıların Savunması: Dolandırılma Korkusu ve Ödenen Bedel

Davalı torun, murisin taşınmazı satmayı kendisinin teklif ettiğini; mirasçıların rızası olmadığı hâlde kararından dönmediğini ve dolandırılmasından korktuğu için satış işlemine yardımcı olmak üzere kendisini vekil tayin ettiğini savunmuştur. Aynı savunmaya göre bedelin bir kısmı elden, bir kısmı havaleyle ödenmiş; para murisçe hesabından çekilerek hayır işlerinde kullanılmıştır.

Davalı alıcı ise iş ilişkisi nedeniyle torunla tanıştığını, yatırım için yer aradığını, murisin taşınmazı kendisine satmayı teklif ettiğini; murise elden 100.000,00 TL verdiğini, mirasçıların karşı çıkması üzerine parasını geri istediğini, ancak murisin kimseye mal bırakmak istemediğini söylediğini anlatmıştır. Satışın belediye rayiç bedeli üzerinden yapıldığını, murisin ölünceye kadar taşınmazda oturmak istediğini, murise ait 14.811,75 TL vergi borcunu kendi hesabından ödediğini ve şirket ortağı olarak ödeme gücüne sahip bulunduğunu eklemiştir.

Kararın “dolandırılma” kavramıyla temas ettiği nokta bu savunmadır; mahkemeler ise torun eliyle yapılan devrin gerçek bir satış mı yoksa mal kaçırma amaçlı bir görünüş mü olduğunu tartışmıştır.

⚖️ Ret, Kaldırma, Kabul ve Onama: Dosyanın Dört Durağı

İlk derece mahkemesi, 06.04.2021 tarihli ilk kararında (2015/188 E., 2021/98 K.) murisin ehliyetli olduğu ve davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18.05.2023 tarihli kararıyla (2021/1976 E., 2023/872 K.), muris muvazaası yönünden araştırma yapılması gerektiğini belirterek bu kararı kaldırmıştır.

Yeniden yargılamada İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (2023/388 E., 2023/677 K.) davayı kabul etmiştir. Gerekçeye göre murisin fiil ehliyeti bulunmakla birlikte, aşağıda ele alınan karineler temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapıldığını göstermiştir.

Davalı alıcının istinafı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2024/456 E., 2025/2016 K.), bir taşınmazın kelepir dahi olsa rayiç değerinin üçte biri fiyatına satılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ve alıcının önceden taşınmazda bir tasarrufu bulunmadığını gözeterek alıcıyı emanetçi konumunda görmüş; başvuruyu HMK 353/1-b-1 uyarınca esastan reddetmiştir.

Temyizde davalı alıcı; mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunu, murisin taşınmazı maddi ihtiyaçla sattığını, bedelin ödendiğini, bedel ile rayiç arasında fark bulunmadığını ve kaldırma kararından sonra deliller toplanmadan karar verildiğini ileri sürmüştür. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, kararın dayanılan belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına ve ispat kurallarına uygun olduğunu belirterek 15.12.2025 tarihinde HMK 370/1 uyarınca kararı oy birliğiyle ve kesin olarak onamış; 10.475,58 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına hükmetmiştir.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

🧩 Kararın Hukuki Nitelendirmesi

Daire, uyuşmazlığı “muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemi” olarak nitelendirmiş ve bozma sebeplerinin HMK 371 ile sınırlı olduğunu hatırlatmıştır. Onanan kararlarla birlikte okunduğunda çerçeve şöyledir:

  • Ehliyet ile muvazaa farklı sorulardır: Murisin ehliyetli olduğunun saptanması, iradesinin gerçekten satışa yönelik olduğu anlamına gelmez,
  • Vekil eliyle devir muvazaayı dışlamaz: Satışın vekil tayin edilen torun tarafından yapılması, işlemin muris adına yapılmış bir temlik olma niteliğini değiştirmez,
  • Emanetçi alıcı: Vekille iş ilişkisi olan, taşınmazda önceden tasarrufu bulunmayan ve rayicin üçte birine alım yapan üçüncü kişi, gerçek alıcı değil devri geçici olarak üzerinde tutan kişi konumundadır,
  • Tek mirasçının dava hakkı: Miras payı oranında tescil isteyen tek mirasçının davasında zorunlu dava arkadaşlığı itirazı sonuca etkili görülmemiştir,

Düşük bedelin tek başına ne ölçüde belirleyici olduğu konusunda Dairenin bir başka kararı için muris muvazaasında düşük bedel ve ispat yükü konulu inceleme tamamlayıcı olarak okunabilir; burada ayırt edici olan vekil-torun halkası ve emanetçi alıcıdır.

🔍 Muvazaanın İspatı: Ehliyet Raporu Neden Yeterli Olmadı?

İlk ret kararının dayanağı murisin ehliyetli olmasıydı. Bölge Adliye Mahkemesi’nin kaldırma kararı “ehliyet var, öyleyse muvazaa yok” kısa devresini kırmış ve muris muvazaası yönünden ayrı bir araştırma istemiştir. Yeniden yargılamada muvazaa karineleri tek tek sınanmıştır:

  • Tek malvarlığı: Tapu kayıtlarına göre murisin satış ve ölüm tarihinde başka taşınmazı yoktur,
  • Zamansal yakınlık: Taşınmaz, ölümden yaklaşık dört ay önce satılmıştır,
  • Satış ihtiyacı: Mahkeme satışı gerektirecek bir maddi imkânsızlık bulunmadığını tespit etmiştir,
  • Fiilî durum: Satıştan sonra da mirasçıların taşınmazda oturmaya devam etmesi, zilyetliğin el değiştirmediğini göstermiştir,
  • Bedel farkı: İstinaf, satışın rayiç değerin üçte birine yapıldığını saptamıştır,
  • Aile ilişkileri: Murisin hayattayken kızıyla görüşmemesi, belirli mirasçıyı dışlama saikinin göstergesi sayılmıştır.

Alıcının vergi borcu ödemesi ve elden verilen 100.000,00 TL anlatımı, bu karineler bütünü karşısında satışın gerçekliğini kanıtlamaya yetmemiştir. Zorunlu dava arkadaşlığı itirazına gelince: davacı miras payı oranında tescil istemiş, Daire kararı dava şartları yönünden de uygun bulmuştur. Mirasçının tek başına dava ehliyetini hile davası bağlamında ele alan miras payı oranında hile davası ve aktif husumet konulu inceleme bu yönüyle karşılaştırmalı olarak okunabilir.

🆕 Kararın Pratik Sonucu

Karar, iki yaygın savunmanın sınırını çizmektedir. İlki “muris ehliyetliydi” savunmasıdır: Adli Tıp raporu lehe olsa da mahkeme temlikin arkasındaki gerçek iradeyi karinelerle araştırmaya devam eder. İkincisi “satış vekil eliyle yapıldı, muris korunmak istedi” savunmasıdır: vekilin bir mirasçı olması ve alıcının vekilin iş çevresinden gelmesi, alıcının emanetçi konumunda olduğu değerlendirmesini güçlendirmiştir.

Kararın en somut katkısı, muvazaa karinelerinin birlikte değerlendirilmesidir. Tek malvarlığının devri, ölüme yakınlık, satış ihtiyacının yokluğu, zilyetliğin el değiştirmemesi ve üçe bir bedel farkı, tek başına yeterli olmayabilecek olguların bir araya geldiğinde sonucu belirlediğini göstermektedir.

Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

❓ Sıkça Sorulan Sorular

Muris ehliyetliyse muris muvazaası davası açılabilir mi?

İncelenen kararda Adli Tıp raporu murisin ehliyetli olduğunu saptamış; buna rağmen dava kabul edilmiş ve karar onanmıştır. Ehliyet, iradenin geçerli biçimde oluşup oluşmadığıyla; muvazaa ise bu iradenin gerçekte satışa mı bağışa mı yöneldiğiyle ilgilidir.

Murisin dolandırılma korkusuyla torununa vekâlet vermesi satışı gerçek kılar mı?

Bu dosyada davalı torun, murisin dolandırılmasından korktuğu için kendisini vekil tayin ettiğini savunmuştur. Mahkemeler bu açıklamayı satışın gerçekliğine kanıt saymamış; tek malvarlığının ölümden kısa süre önce, rayicin üçte birine ve zilyetlik el değiştirmeden devredilmesi karşısında temliki muvazaalı kabul etmiştir.

“Emanetçi alıcı” ne demektir?

İstinaf mahkemesi, vekille iş ilişkisi bulunan, taşınmazda önceden hiçbir tasarrufu olmayan ve rayiç değerin üçte birine alım yapan üçüncü kişiyi “emanetçi konumunda” görmüştür. Bu ifade, tapunun gerçek bir satışla değil, mülkiyeti geçici olarak üzerinde tutmak üzere devralındığı anlamına gelir.

Mirasçılardan yalnız biri muris muvazaası davası açabilir mi?

Davalı temyizde davanın tek mirasçı tarafından yürütülemeyeceğini ileri sürmüştür. Davacı kendi miras payı oranında tescil istemiş; Yargıtay kararı dava şartları yönünden de uygun bularak onamıştır. Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır, taraf adları kaynakta anonimdir ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu