Sahtecilikte Senedin Aslı Şartı – Yargıtay 11. CD 2026/2508

Belgede sahtecilik davalarının kaderi çoğu zaman tek bir fiziksel nesneye bağlıdır: belgenin aslı. Dosyada yalnızca bir fotokopi varsa, kriminal inceleme yapılamaz; inceleme yapılamıyorsa belgenin “aldatma kabiliyeti” ölçülemez; ölçülemeyen bir unsur ise suçun kurucu öğesi olarak kabul edilemez. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 04.03.2026 tarihli, 2025/4945 E. ve 2026/2508 K. sayılı kararı, sekiz yıla yayılan bir yargılamanın sonunda bu zinciri baştan sona kurarak mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
📄 Senet Neden Resmî Belge Hükmünde Sayılır?
TCK’nın 204. maddesinin birinci fıkrası, bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişiyi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır. Maddenin ikinci fıkrası aynı fiilleri görevi gereği düzenlemeye yetkili kamu görevlisi bakımından üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına bağlar; üçüncü fıkra ise belgenin kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğinde olması hâlinde cezayı yarı oranında artırır.
Peki özel kişiler arasında düzenlenen bir senet neden bu maddeye göre değerlendirilir? Cevap TCK’nın 210. maddesinin birinci fıkrasındadır: özel belgede sahtecilik suçunun konusu emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname ise, resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Bono ve poliçe gibi kambiyo senetleri bu yolla TCK 204 kapsamına girer; bu da cezanın ağırlığını ve dosyanın izleyeceği usulü doğrudan etkiler.
Bu suç tipinde korunan hukuki değer ise kişilerin malvarlığı değil, kamunun güvenidir. Karar metninde anılan Ceza Genel Kurulu içtihadına göre belgelerin gerçeğe aykırı düzenlenmesi, gerçek bir belgeye ekleme yapılması ya da belgenin tamamen veya kısmen değiştirilmesi, kamu güvenini sarstığı için yaptırıma bağlanmıştır.
🧭 Dosyanın Sekiz Yıllık Seyri
Karar metninden izlenebilen süreç şöyledir. Bir bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, 22.03.2018 tarihli ve 2018/142 E., 2018/355 K. sayılı kararıyla hüküm kurmuş; bu karar katılan vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 19.02.2025 tarihli ve 2021/12322 E., 2025/2120 K. sayılı ilamıyla kararı bozmuştur.
Bozma üzerine aynı bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, 29.05.2025 tarihli ve 2025/769 E., 2025/1039 K. sayılı kararıyla sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan TCK’nın 204/1 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar vermiştir. Bu ikinci hüküm de temyiz edilmiştir.
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri üç başlıkta toplanmıştır: kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, belgenin iğfal kabiliyetinin bulunmadığı ve dava zamanaşımının gerçekleştiği. Tebliğnamede de bozma görüşü bildirilmiştir. 11. Ceza Dairesi, esasa geçmeden önce zamanaşımı itirazını incelemiştir.
⏳ HAGB Denetim Süresi ve Zamanaşımının Durması
Daire, 5271 sayılı CMK’nın 231/8. maddesinin son cümlesi uyarınca denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağını hatırlatmış ve somut olayda iki tarih belirlemiştir: hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 06.05.2013 ve denetim süresi içinde ikinci suçun işlendiği 27.03.2017. Bu iki tarih arasında geçen süre, zamanaşımı hesabından düşülmüştür.
Hesabın önemi şuradan gelir: TCK’nın 204. maddesinin birinci fıkrasındaki cezanın üst sınırı beş yıldır. TCK’nın 66/1-(e) maddesi, beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda kamu davasının sekiz yıl geçmesiyle düşeceğini öngörür. Aynı maddenin dördüncü fıkrası, sürenin belirlenmesinde kanundaki cezanın üst sınırının esas alınacağını belirtir. Denetim süresinde işleyen yaklaşık dört yıllık dönem hesaba katılmasaydı, zamanaşımı itirazı sonuç doğurabilirdi.
Daire, durma süresini gözeterek zamanaşımının gerçekleşmediğini kabul etmiş ve bu sayede işin esasına girebilmiştir. Kararın bu bölümü, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun yalnızca infaz değil, zamanaşımı bakımından da sonuç doğurduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
🔬 Aldatma Kabiliyeti: Ceza Genel Kurulu Ölçütleri
Daire, esasa ilişkin değerlendirmesini üç Ceza Genel Kurulu kararına dayandırmıştır. Karar metninde atıf yapılan ölçütler şunlardır:
- Ceza Genel Kurulu’nun 09.10.2012 tarihli, 2011/8-335 E. ve 2012/1804 K. sayılı ilamı uyarınca, sahtecilik suçunun oluşabilmesi için düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir,
- Aldatıcılık özelliği suçun temel unsurudur; özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir,
- Sahteciliğin kişileri aldatacak nesnel nitelikte olup olmadığı ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığı kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır,
- Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 tarihli, 49/219 sayılı kararı uyarınca yargılama makamları, sunulan belgelerin aldatma kabiliyetini denetlemek zorundadır; bunun için belgenin aslının ya da yetkili makam veya kişilerce aslına uygunluğu onaylanmış örneğinin dosyaya konulması gerekir,
- Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2003 tarihli, 232/250 sayılı kararı uyarınca suça konu belge fotokopi ise hukuki sonuç doğurmaya elverişli değildir; aslı ele geçmeyen belgelerde aldatma kabiliyeti tespit edilemez ve fiilî iğfal tek başına aldatıcılık niteliğini göstermez.
Buradaki ayrım özellikle önemlidir: bir kişinin sahte belgeye fiilen kanmış olması (fiilî iğfal), belgenin hukuken aldatıcı olduğu anlamına gelmez. Ölçüt öznel değil, nesneldir. Belgenin başka bir imza ya da hesabın kötüye kullanılması yoluyla kullanıldığı hâllerde ceza sorumluluğunun nasıl kurulduğuna ilişkin bir başka örnek için sahte vekâletname ile tapu devri ve Hazine’nin sorumluluğuna dair karar incelenebilir.
📎 Belgenin Aslı Bulunamazsa Ne Olur?
Daire, yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda üç tespitte bulunmuştur. Birincisi, suça konu senedin aslı ele geçirilememiştir. İkincisi, senedin aslına uygunluğunu teyit eden, yetkili makam veya kişilerce onaylanmış örnek ya da kopyası da dosyada bulunmamaktadır. Üçüncüsü, bu durumda yapılan sahteciliğin aldatma kabiliyetinin bulunup bulunmadığı tespit edilemez.
Sonuç, doğrudan suçun unsurlarına bağlanmıştır: aldatma kabiliyeti denetlenemediğine göre yüklenen suç unsurları itibarıyla oluşmamıştır. Daire, bu nedenle beraat kararı verilmesi gerekirken mahkûmiyet kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuştur.
Bozma, CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca ve Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle gerçekleşmiş; dava dosyasının CMK’nın 304/2-(a) maddesi uyarınca ilgili bölge adliye mahkemesi ceza dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir.
🆕 Kararın Uygulamadaki Karşılığı
Karar, belgede sahtecilik yargılamalarında delilin fiziksel varlığının ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir. Senet icra takibine konu edilmiş, başka bir dosyaya sunulmuş ya da kaybolmuşsa, dosyaya giren fotokopi üzerinde kriminal inceleme yapılamaz. Bu durumda mahkemelerden beklenen, belgenin aslının bulunduğu makamdan celbi için araştırma yapmaktır; araştırmaya rağmen asıl veya onaylı örnek elde edilemiyorsa, suçun temel unsuru ispatlanamamış sayılır.
İkinci olarak karar, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun zamanaşımı üzerindeki etkisini somutlaştırmaktadır. 16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle CMK’nın 231. maddesinde kapsamlı bir değişiklik yapılmış; sekizinci fıkrada denetim süresi beş yıl olarak düzenlenmiş ve fıkranın son cümlesindeki “Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur” kuralı korunmuştur. Aynı fıkra, denetim süresi içinde kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğini de düzenlemektedir.
Üçüncü olarak, dosyanın 2018’den 2026’ya uzanan seyri, bozma-yeniden hüküm-temyiz döngüsünün ceza yargılamasında ne kadar sürebildiğini göstermektedir. Bu sürede zamanaşımının hangi dönemlerde işlediği, hangi dönemlerde durduğu ayrı bir hesap konusudur ve esasa ilişkin inceleme yapılabilmesinin ön koşuludur.
Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Aldatma kabiliyeti (iğfal kabiliyeti) nedir?
Karar metninde aktarılan Ceza Genel Kurulu ölçütüne göre, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olmasıdır. Aldatıcılık suçun temel unsurudur; özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge sahte belge sayılır ve bu nitelik nesnel olarak, kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.
Fotokopi belge üzerinden sahtecilik suçu oluşur mu?
Kararda atıf yapılan Ceza Genel Kurulu içtihadına göre, suça konu belgenin fotokopi olması hâlinde belge hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte değildir; aslı ele geçmeyen belgelerde aldatma kabiliyetinin bulunup bulunmadığı tespit edilemez. İncelenen dosyada senedin aslı da onaylı örneği de bulunmadığından suçun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmiştir.
HAGB denetim süresinde dava zamanaşımı işler mi?
İşlemez. CMK’nın 231/8. maddesinin son cümlesi, denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağını düzenler. İncelenen kararda Daire, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 06.05.2013 tarihinden denetim süresi içinde ikinci suçun işlendiği 27.03.2017 tarihine kadar zamanaşımının durduğunu tespit etmiştir.
Bono ve çek gibi senetler resmî belge sayılır mı?
TCK’nın 210. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, özel belgede sahtecilik suçunun konusu emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname ise resmî belgede sahtecilik hükümleri uygulanır. Bu nedenle kambiyo senetleri üzerindeki sahtecilik, TCK’nın 204. maddesi kapsamında değerlendirilir. Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, şikâyet ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




