Emsal KararlarForex Hukuku

TMSF Rücusunda Kusur Şartı – AYM 2025/166

Bir banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredildiğinde, o bankanın mevduat sahipleri, hissedarları ve alacaklıları ile Fon arasında uzun soluklu davalar başlayabilir. Bu davalarda Fon Kurulunun kararları ya da Fonun atadığı yöneticilerin işlemleri tartışılır; kanun ise husumetin kişilere değil Fona yöneltilmesini öngörür. Peki Fon bir davayı kaybedip ödeme yaptığında, bu ödemenin yükü sonunda kimde kalır? 7407 sayılı Kanun’la Bankacılık Kanunu’nda yapılan değişiklik, Fonun ödediği tutarı ilgililerden talep etmesini “kusur” ölçütüne bağlamış ve önceden aranan kesinleşmiş mahkeme kararı şartını kaldırmıştır. Anayasa Mahkemesi bu değişikliği bir iptal davasında incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi, 22.07.2025 tarihli ve E.2022/88, K.2025/166 sayılı kararıyla, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 127. maddesinde 7407 sayılı Kanun’la yapılan rücuya ilişkin değişikliklerin ve 6758 sayılı Kanun’un 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal taleplerinin reddine oybirliğiyle karar vermiştir. Karar, 09.12.2025 tarihli ve 33102 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Kısa özet: 5411 sayılı Kanun’un 127. maddesine göre Fon Kurulu üyeleri ve Fon personeli aleyhine, Fonun görevlerine ilişkin karar, eylem ve işlemler nedeniyle açılan tazminat ve alacak davaları Fon aleyhine açılmış sayılır. Eski metinde Fon, ödediği tutarı “ilgililerinden talep eder” ve bunun için ilgililerin kusurlu olduğuna dair kesinleşmiş mahkeme kararı gerekirdi. 7407 sayılı Kanun bu ifadeyi “kusurlu bulunan ilgililerinden talep etme hakkı saklıdır” şeklinde değiştirmiş, kesinleşmiş karar şartını kaldırmıştır. Aynı değişiklik, bankalara Bakan, BDDK veya Fon Kurulunca atanan yönetim ve denetim kurulu üyeleri bakımından da yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi; rücunun Anayasa’nın 129. maddesi gereği zorunlu olduğunu, kuralın idareye takdir yetkisi tanımadığını, kusurun artık rücu davasına bakan mahkemece belirleneceğini belirterek iptal taleplerini reddetmiştir.

🏦 Dava konusu: Bankacılık Kanunu m.127’deki değişiklik

TMSF, 5411 sayılı Kanun’un 111. maddesi uyarınca tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla mevduatın ve katılım fonlarının sigortalanması, yönetimi ve denetimi Fona intikal eden bankaların yönetilmesi, yeniden yapılandırılması, satışı, tasfiyesi ve Fon alacaklarının takibi gibi görevler için kurulmuş, kamu tüzel kişiliğine ve idari ve mali özerkliğe sahip bir kuruluştur.

Kanun’un 127. maddesi, Fon Kurulu üyelerinin, Fon personelinin ve Fonun atadığı yöneticilerin sorumluluklarını düzenler. İptal davası, bu maddede 26.05.2022 tarihli 7407 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle yapılan dört değişikliğe yöneliktir:

HükümÖnceki hâl7407 sayılı Kanun sonrası
m.127/4, 3. cümle (Fon Kurulu üyeleri ve Fon personeli)“Fon bu meblağı, ilgililerinden talep eder.”“Fonun bu meblağı kusurlu bulunan ilgililerinden talep etme hakkı saklıdır.”
m.127/4, 4. cümleTalep için kusura ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesi gerekir.Yürürlükten kaldırıldı.
m.127/5, 2. cümle (atanan yönetim/denetim kurulu üyeleri)“kurum bu meblağı, ilgililerinden talep eder.”“kurumun bu meblağı kusurlu bulunan ilgililerinden talep etme hakkı saklıdır.”
m.127/5, 3. cümleTalep için kusura ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararı gerekir.Yürürlükten kaldırıldı.

Beşinci fıkra; mülga 3182 ve 4389 sayılı Bankalar Kanunları ile 5411 sayılı Kanun uyarınca işlem yapılan bankalara Bakan, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu veya Fon Kurulu tarafından atanan yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri aleyhine açılan davaları kapsar. Bu davalar da atamayı yapan Kurum veya Fon aleyhine açılmış sayılır.

🧾 İptal davasında ileri sürülen gerekçeler

Dava dilekçesinde iki temel itiraz öne çıkmıştır:

  • Takdir yetkisi itirazı: “Talep eder” yerine “talep etme hakkı saklıdır” ifadesinin kullanılmasıyla Fon yönetimine rücu edip etmeme konusunda takdir yetkisi tanındığı, oysa kusurlu kamu görevlisine rücunun anayasal zorunluluk olduğu ve bu takdirin ilgililer arasında ayrımcılığa yol açabileceği ileri sürülmüştür.
  • Kesinleşmiş karar şartı itirazı: Kusurun tespitine yönelik kesinleşmiş mahkeme kararı şartının kaldırılmasının, kusurlu davranış aynı zamanda suç oluşturuyorsa kesinleşmemiş mahkûmiyete dayanarak rücuya imkân vereceği, bunun masumiyet karinesi ve mülkiyet hakkıyla bağdaşmadığı savunulmuştur.

⚖️ AYM’nin değerlendirmesi: rücu bir zorunluluktur

Anayasa Mahkemesi incelemeyi Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrası üzerinden yapmıştır. Bu hükme göre memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilir. Mahkeme, Anayasa’nın 40. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır” hükmünü de birlikte değerlendirmiştir.

Kararın temel tespitleri şunlardır:

  1. Fon Kurulu üyeleri ve Fon personeli, Anayasa’nın 129. maddesindeki “diğer kamu görevlileri” kapsamındadır.
  2. İdarenin üçüncü kişilere ödediği tazminatı, zararın doğmasında kusuru bulunan kamu görevlisine kusuru oranında rücu etmesi anayasal bir zorunluluktur.
  3. Kuralda rücunun bir “hak” olarak ifade edilmesi, özel hukuktaki haktan ziyade kamu hukukundaki yetki olarak anlaşılmalıdır.
  4. Bu nedenle “talep etme hakkı saklıdır” ifadesi Fona rücu edip etmeme konusunda bir takdir yetkisi tanımamaktadır.

Aynı gerekçeler, bankalara atanan yönetim ve denetim kurulu üyelerine ilişkin beşinci fıkra değişikliği için de geçerli kabul edilmiştir. Mahkeme bu kişilerin de Anayasa’nın 129. maddesindeki diğer kamu görevlileri kapsamında yer aldığını belirtmiştir.

📑 Kesinleşmiş kusur kararı şartının kaldırılması

İkinci itiraz bakımından Mahkeme, kaldırılan cümlenin işlevini ayrıntılı biçimde ele almıştır. Karara göre değişiklik, rücu için kusurun bulunması şartını ortadan kaldırmamıştır; aksine aynı değişiklikle kusur şartı üçüncü cümleye açıkça yazılmıştır. Kaldırılan, kusurun önceden başka bir mahkeme tarafından tespit edilmiş olması zorunluluğudur.

Mahkemenin ifadesiyle kusurun başka bir mahkemece tespit edilmiş olması, rücu davası bakımından bir dava şartı olmaktan çıkarılmıştır. Kamu görevlisinin kusurlu olup olmadığını artık rücu davasına bakan mahkeme belirleyecektir. Anayasa’da kusurun rücu davasına bakan mahkeme ya da farklı bir mahkeme tarafından tespit edilmesini zorunlu kılan bir hüküm bulunmadığından, bu tercih kanun koyucunun takdir yetkisi içinde görülmüştür. Mahkeme, kusur tespit edilmedikçe kamu görevlisi aleyhine rücu kapsamında tazminata hükmedilemeyeceğini de vurgulamıştır.

🗂️ Fonun kayyım olarak atadığı yöneticiler

Davanın ikinci bölümü, 7407 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen 6758 sayılı Kanun’un 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine ilişkindir. Bu cümle, yönetim ve denetimi veya kayyımlık yetkisi Fona devredilen ya da Fonun kayyım olarak atandığı banka ve şirketleri ile ortaklık paylarını yönetmek üzere atanan veya görevlendirilenler ve bu kapsamdaki işlemler hakkında 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesindeki sorumluluk hükmünün uygulanacağını öngörmektedir. Değişiklikle bankalar ve iflas-tasfiye süreci de kapsama alınmıştır.

Anayasa Mahkemesi, kuralın önceki hâline yönelik iptal talebini reddettiği E.2018/93, K.2021/69 sayılı kararına atıf yapmıştır. Anılan kararda cümlenin bir yargılama engeli getirmediği, görevle ilgili olmayan ya da görevin sınırlarını aşan işlemlerde ilgililerin sorumluluğunun gündeme gelebileceği ve cümlenin haksız fiil veya suç teşkil eden eylemleri kapsamadığı belirtilmişti. Mahkeme bu değerlendirmeden ayrılmayı gerektiren bir durum görmemiş ve kuralı Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bulmamıştır.

📎 Karar metni: Karar, Anayasa Mahkemesi Norm Kararları Bilgi Bankası ve 09.12.2025 tarihli, 33102 sayılı Resmî Gazete kaydı esas alınarak derlenmiştir; dava açan milletvekilleri ile heyet ve raportör adları derlemeye alınmamıştır.

✅ Karardan çıkan ilkeler

  • Fon Kurulu ve Fon personelinin görevleriyle ilgili işlemleri nedeniyle açılan tazminat ve alacak davalarında husumet Fona yöneltilir; ödeme Fon tarafından yapılır.
  • Fonun ödediği tutarı kusurlu kamu görevlisine rücu etmesi bir seçenek değil, Anayasa’nın 129. maddesinden doğan bir zorunluluktur.
  • Rücu yalnızca kusurlu bulunan ilgililere ve kusurları oranında yapılabilir.
  • Kusurun başka bir mahkemece önceden kesin olarak tespit edilmiş olması artık dava şartı değildir; kusuru rücu davasına bakan mahkeme belirler.
  • Aynı ilkeler, sorunlu bankalara kamu otoritelerince atanan yönetim ve denetim kurulu üyeleri için de geçerlidir.

🔎 Rücu davasında kusurun ispatı

Kararın uygulamadaki en somut sonucu, kusur tartışmasının yeri değişmiş olmasıdır. Önceki düzenlemede Fon, rücu davası açabilmek için ilgilinin kusurlu olduğuna dair kesinleşmiş bir mahkeme kararını beklemek durumundaydı. Değişiklikten sonra bu bekleme şartı ortadan kalkmış; kusur, rücu davasının kendi içinde tartışılacak bir esas meselesine dönüşmüştür.

Bu durum iki yönlü sonuç doğurur:

  • Fon açısından rücu davası, başka bir yargılamanın kesinleşmesini beklemeden açılabilir; ancak ilgilinin kusurunu ve bu kusurun Fonun ödediği tazminatla bağlantısını rücu davasında ortaya koyması gerekir.
  • Kendisine rücu edilen kamu görevlisi açısından ise savunma, doğrudan rücu davasında yapılır; Mahkemenin vurguladığı üzere kusur tespit edilmedikçe rücu kapsamında tazminata hükmedilemez ve sorumluluk kusur oranıyla sınırlıdır.

Kusur değerlendirmesinde, Fon aleyhine sonuçlanan davadaki karar gerekçesi, Fon Kurulu kararları, görev tanımları ve işlemin tesis edildiği tarihteki mevzuat belirleyici belgeler arasında yer alabilir.

💼 Mevduat sahibi ve hissedar açısından anlamı

Bu karar, TMSF’ye karşı dava açan mevduat sahibi, hissedar veya alacaklının hukuki konumunu doğrudan değiştirmez. Kanun, Fon Kurulu üyeleri ve Fon personeli ile bankalara atanan yöneticiler aleyhine görevleri nedeniyle açılan davaların Fon veya ilgili kurum aleyhine açılmış sayılacağını öngörmektedir. Dolayısıyla davanın muhatabı, kişiler değil kurumdur. Rücu meselesi, kurumun ödeme yaptıktan sonra kendi görevlilerine yönelmesine ilişkin bir iç ilişkidir.

Fon bankalarına ilişkin uyuşmazlıkların farklı görünümleri serideki Fona devredilen bankadaki hesaba uzun süreli bloke kararı ve kıyı bankasına aktarılan mevduatta yönetici sorumluluğu yazılarında incelenmiştir.

❓ Sorular ve cevaplar

“Talep etme hakkı saklıdır” ifadesi Fona rücu etmeme serbestisi mi veriyor?

Anayasa Mahkemesine göre hayır. Mahkeme, buradaki “hak” kavramının kamu hukukundaki yetki olarak anlaşılması gerektiğini, kusurlu kamu görevlisine rücunun anayasal bir zorunluluk olduğunu ve kuralın idareye rücu konusunda bir takdir yetkisi tanımadığını belirtmiştir.

Kesinleşmiş mahkeme kararı şartının kaldırılması kusursuz kişiye rücu edilebileceği anlamına mı geliyor?

Hayır. Karara göre kusur şartı korunmuştur; yalnızca kusurun önceden başka bir mahkemece tespit edilmiş olması zorunluluğu kaldırılmıştır. Kusurun bulunup bulunmadığını rücu davasına bakan mahkeme belirler ve kusur tespit edilmedikçe rücu kapsamında tazminata hükmedilemez.

Değişiklik bankalara atanan yönetim kurulu üyelerini de kapsıyor mu?

Evet. 127. maddenin beşinci fıkrasındaki değişiklik, mülga Bankalar Kanunları ve 5411 sayılı Kanun uyarınca işlem yapılan bankalara Bakan, BDDK veya Fon Kurulu tarafından atanan yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyelerine ilişkindir. Anayasa Mahkemesi aynı gerekçelerle bu değişiklikleri de Anayasa’ya aykırı bulmamıştır.

Yürürlüğün durdurulması talebi hakkında ne karar verildi?

İptal talepleri esastan reddedildiği için, dava konusu kurallara ilişkin yürürlüğün durdurulması talepleri de 22.07.2025 tarihinde oybirliğiyle reddedilmiştir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası üzerinden ulaşım bilgilerine, Emsal Kararlar arşivinden serinin diğer yazılarına erişilebilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesinin Resmî Gazete’de yayımlanan norm denetimi kararından derlenmiştir. Karar, kanun hükümlerinin Anayasa’ya uygunluğunu soyut olarak denetleyen bir iptal davasına ilişkindir; belirli bir bankaya, mevduat sahibine veya kamu görevlisine ilişkin bir uyuşmazlığın sonucunu doğrudan belirlemez. TMSF ve bankacılık mevzuatından doğan davalarda husumet, görev, süre ve kusur değerlendirmesi her dosyanın özelliklerine göre farklı sonuç doğurabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu