Fesihte Ödenen Tazminatın İadesi – Yargıtay 9. HD 2026/3472

İş ilişkisi el sıkışarak biter, işçiye 115.000,00 TL ödenir ve taraflar yollarını ayırır. Birkaç ay sonra işveren, eski çalışanının yıllarca kasadan izinsiz para aldığını öğrendiğini söyler; işçi fesihten sonra işyerine gelip bir miktar parayı geri getirmiştir, hakkında ceza davası da açılmıştır. İşverenin sorusu basittir: O gün bunları bilseydim tazminatsız feshederdim; ödediğim parayı şimdi geri alabilir miyim? Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin onadığı karar, bu sorunun cevabının hukuki nitelendirmeden çok ispat üzerinde düğümlendiğini gösteriyor.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 20.04.2026 tarihli ve E.2026/899, K.2026/3472 sayılı kararıyla, işverenin fesih sırasında ödediği 115.000,00 TL’nin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesi istemiyle açtığı davanın reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararını oy birliğiyle onamıştır.
💍 Kuyumcu dükkânında 18 yıl ve 115.000 TL
Davalı işçi, davacı işverene ait kuyumcu dükkânında satış elemanı olarak çalışmıştır. İşverenin dava dilekçesine göre iş ilişkisi 30.01.2022 tarihinde tarafların karşılıklı anlaşmasıyla sona ermiş, işveren de bu anlaşma gereği aynı gün işçiye 115.000,00 TL ödemiştir.
İşveren, işçinin güvenini sarsan bazı davranışlarda bulunduğunu, işyeri kasasından para kullandığı yönünde duyumlar aldığını, bunun üzerine işçiyle bazı tanıkların huzurunda görüştüğünü anlatmıştır. Dilekçeye göre işçi, sözleşme sona erdikten sonra işyerine gelerek işverenin rızası ve bilgisi dışında aldığını kabul ettiği paraları getirip teslim etmiştir.
İşveren bu gelişmelerden sonra ödediği 115.000,00 TL’yi işçinin hak etmediğini belirterek sözlü olarak geri istemiş, sonuç alamayınca ilamsız icra takibi başlatmıştır. İşçinin takibe itirazı üzerine işveren, 07.11.2022 tarihinde dava açarak 115.000,00 TL’nin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir. Dava Orhangazi 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmüştür.
🗣️ İşçinin cevabı: tazminat ve borç ilişkisi
İşçi vekili, olayı bambaşka bir çerçeveye oturtmuştur. Cevap dilekçesinin ana hatları şöyledir:
- İşçi işten çıkarılırken kendisine kıdem ve ihbar tazminatı olarak 115.000,00 TL elden ödenmiştir.
- İşçi işyeri kasasından izinli ya da izinsiz para kullanmamıştır.
- İşçi, işverenin yanında çalıştığı 18 yıl boyunca onunla defalarca borç alışverişi yapmış, işverenin izniyle aldığı borçları her seferinde eksiksiz ödemiştir; yalnızca son borcun ödenmesinde biraz gecikmiştir.
- İşveren kötü niyetle icra takipleri başlatmış, bu takiplere konu borçlar ödenmiş ve dosyalar kapatılmıştır.
Böylece işverenin “kasadan izinsiz alınan para” dediği hareketler, işçiye göre taraflar arasındaki uzun süreli ve karşılıklı bir borç ilişkisinin parçasıdır; fesihte ödenen tutar ise yasal tazminatların karşılığıdır.
⚖️ İlk derece: iki anlatım, bir çelişki
Orhangazi 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (2022/524 E., 2023/439 K.) davayı reddetmiştir. Mahkemenin gerekçesi, işverenin kendi anlatımı ile işverenin oğlunun tanık olarak verdiği beyan arasındaki uyumsuzluğa dayanır:
- İşveren dava dilekçesinde, iş sözleşmesinin 30.01.2022 tarihinde anlaşmayla sona ermesinin ardından işçinin kasadan para aldığına dair duyumlar aldığını, işçiyle bunu görüştüğünü ve hatta işçinin kendisine 26.04.2022 tarihli imzalı bir beyan dilekçesi verdiğini ileri sürmüştür.
- İşverenin oğlu ise tanık sıfatıyla, duyumların işçi henüz çalışırken alındığını, işverenin işçiyle 29.01.2022 tarihinde görüştüğünü ve bu görüşme sonucunda sözleşmenin işverenin isteğiyle sona erdiğini anlatmıştır.
Mahkeme, iki anlatım arasında çelişki bulunduğunu, 29.01.2022 tarihli görüşmenin içeriğinin ne olduğunun belirlenemediğini tespit etmiştir. Mahkemeye göre iş sözleşmesinin tazminat gerektirmeksizin sona erdiğini ispat yükü işverendedir ve işveren bu yükü yerine getirememiştir. Dava bu gerekçeyle reddedilmiştir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi (2023/2600 E., 2025/2307 K.), ilk derece mahkemesinin olay ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığını belirterek işverenin istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
🏛️ İşverenin temyiz sebepleri ve onama
İşveren vekili temyiz dilekçesinde dört ana itiraz ileri sürmüştür:
- İşveren, işçinin güven sarsıcı davranışlarını sözleşmenin sona erdiği tarihe kadar ispat edebilecek durumda olmadığı için tazminat ödeyerek sözleşmeyi sonlandırmıştır.
- Duyumlar alınmış olsa da durum ancak sözleşme sona erdikten sonra yapılan araştırma ve işçiyle görüşme sonucunda netlik kazanmıştır.
- İşçi hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan açılan ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir; işveren bunun eylemin sabit olduğunu gösterdiğini, sadakat borcuna aykırı bu eylemi bilseydi sözleşmeyi tazminatsız ve derhal feshedeceğini, ceza davasının sonucu beklenmeden karar verilmesinin eksik inceleme olduğunu savunmuştur.
- İşçi kasadan aldığı paraları fesihten sonra kamera kaydı altında ve tanıkların huzurunda teslim etmiştir; kamera kayıtları ve tarihleri incelenmemiştir.
Yargıtay uyuşmazlığı, işçiye iş sözleşmesinin feshinde ödenen tazminat tutarının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre işverene iadesinin gerekip gerekmediği olarak tanımlamıştır. Daire, bölge adliye mahkemesi kararlarının ancak HMK m.371’de sayılan sebeplerden birinin varlığı hâlinde bozulabileceğini hatırlatmış; kararın tarafların iddia ve savunmalarına, delillere, uygulanacak hukuk kurallarına, ispat kurallarına ve gerekçeye göre usul ve kanuna uygun olduğunu, temyiz sebeplerinin bozmayı gerektirmediğini belirterek kararı HMK m.370/1 uyarınca ONAMIŞTIR. Karar 20.04.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.
🔍 Sebepsiz zenginleşme mi, fesih ispatı mı?
Dava, işveren tarafından bir sebepsiz zenginleşme davası olarak kurulmuştur. Türk Borçlar Kanunu m.77 uyarınca haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Ancak burada ödeme, iş sözleşmesinin sona ermesi sırasında ve işverenin kendi iradesiyle yapılmıştır. İşçi bu ödemeyi kıdem ve ihbar tazminatının karşılığı olarak nitelendirmiştir.
Bu nedenle mahkemeler davayı, işçinin aslında tazminata hak kazanmadığının, yani sözleşmenin tazminat gerektirmeyecek bir biçimde sona erdiğinin ispatına bağlamıştır. İşverenin tezi, işçinin sadakat borcuna aykırı davrandığı ve bu davranış bilinseydi İş Kanunu m.25/II kapsamında haklı nedenle derhal fesih yapılacağı yönündedir. İlk derece mahkemesi bu olgunun, özellikle de 29.01.2022 tarihli görüşmenin içeriğinin, işveren tarafından kanıtlanamadığını kabul etmiş; bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay bu değerlendirmeyi değiştirmemiştir.
Kararda açıkça tartışılmamakla birlikte, Borçlar Kanunu’nun borçlanılmamış edimin ifasına ilişkin 78. maddesi de bu tür uyuşmazlıklarda gündeme gelebilecek bir hükümdür. Anılan maddeye göre borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir. Somut dosyada işverenin kendi temyiz dilekçesinde, işçinin davranışlarını o tarihte ispat edemeyeceği için tazminat ödediğini ifade etmesi, ödemenin bilinçli bir tercihle yapıldığı izlenimini güçlendiren bir anlatımdır.
🧾 Bu dosyada delillerin ağırlığı
Kararın en öğretici yönü, işverenin elinde birden fazla delil bulunduğunu ileri sürmesine rağmen sonucun değişmemesidir. Dosyadan şu tablo çıkmaktadır:
- Tanık beyanı: İşverenin oğlunun beyanı, işverenin kendi anlatımıyla zaman sırası bakımından örtüşmemiş; bu çelişki ilk derece mahkemesinin ret gerekçesinin merkezine oturmuştur.
- İmzalı beyan: İşveren, işçinin 26.04.2022 tarihli imzalı bir beyan verdiğini ileri sürmüş; ilk derece mahkemesi bu beyana rağmen görüşmenin içeriğinin ispatlanamadığı sonucuna varmıştır.
- Ceza davası: İşveren, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına dayanmış ve sonucun beklenmesi gerektiğini savunmuştur. Yargıtay bu itirazı bozma sebebi olarak görmemiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu m.231/5 uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eder.
- Kamera kaydı: İşveren, paraların fesihten sonra kamera kaydı altında iade edildiğini belirtmiş; Yargıtay bu kayıtların incelenmemesini de bozma sebebi saymamıştır.
Yargıtay onama kararında ayrı bir ilke cümlesi kurmamıştır. Bu nedenle karar, işverenin fesihten sonra ödediği tutarı hiçbir koşulda geri isteyemeyeceği şeklinde okunmamalıdır. Kararın gösterdiği, ödeme anında işçinin tazminata hak kazanmadığını ortaya koyacak olguların, çelişkisiz biçimde ve işveren tarafından ispat edilmesinin gerekli olduğu ve bu ispatın somut dosyada sağlanamadığıdır.
Fesih sırasında yapılan anlaşmaların niteliğine ilişkin farklı bir görünüm için şarta bağlı istifanın ikale sayılıp sayılmayacağı kararına; işverenin işçiye yaptığı ödemeyi geri istemesine ilişkin başka bir örnek için iş avansının iadesi kararına bakılabilir. Bu dosyanın ayırt edici yönü, iade talebinin fesihten sonra öğrenildiği ileri sürülen bir sadakat ihlaline dayandırılmasıdır.
💬 Sık sorulan sorular
İşveren fesihte ödediği tazminatı sonradan geri isteyebilir mi?
Tanık beyanındaki çelişki neden bu kadar belirleyici oldu?
Ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması işçinin suçlu olduğunu gösterir mi?
İşçinin parayı geri getirmesi tazminat iadesi için yeterli değil mi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında yer almaktadır; iş sözleşmesinin sona ermesi ve işçilik alacaklarına ilişkin diğer değerlendirmeler Emsal Kararlar sayfasından izlenebilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan onama kararından derlenmiştir. Yargıtay ayrı bir ilke cümlesi kurmamış, ilk derece ve bölge adliye mahkemesinin ispat değerlendirmesini yerinde bulmuştur. Benzer görünen bir uyuşmazlıkta sonuç; ödemenin hangi sıfatla yapıldığına, fesih görüşmesinin içeriğine, tanık beyanlarının tutarlılığına, yazılı belgelere ve ceza yargılamasının durumuna göre farklılaşabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




