Emsal KararlarForex Hukuku

Ölen Sanıkta Tazmin ve TMSF Haczi – AYM 2020/33199

Bankacılık zimmeti davaları çoğu zaman yıllarca sürer ve bu süre içinde sanıklardan bazıları hayatını kaybedebilir. Ölüm, ceza davasını düşürür; peki bankanın uğradığı zarar ve o zarar için yıllar önce taşınmazlara konulmuş hacizler ne olur? Mirasçılar, ceza mahkemesinin “Hazine zararının ödetilmesine yer olmadığına” dair bir karar vermemesini hacizlerin kaldırılmasının önünde bir engel olarak görmüş ve konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır. Anayasa Mahkemesi, bu dosyada ceza yargılaması ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) yürüttüğü tahsil süreci arasındaki sınırı çizmiştir.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, 01.07.2026 tarihli ve 2020/33199 başvuru numaralı kararıyla, bankacılık zimmetine iştirak iddiasıyla yargılanan ve yargılama sürerken ölen bir şirket yöneticisinin mirasçılarının mülkiyet hakkı şikâyetini açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur. Mahkemeye göre terekedeki taşınmazlar üzerindeki hacizlerin dayanağı ceza davası değil, TMSF’nin 6183 sayılı Kanun’a göre yürüttüğü ve idari yargıda kesinleşmiş tahsil işlemleridir; ceza mahkemesinin tazminle ilgili bir hüküm kurmamış olması ile hacizler arasında bağlantı yoktur.

Kısa özet: Bir anonim şirketin hâkim hissedarı ve yönetim kurulu başkanı hakkında, sonradan TMSF’ye devredilen bir bankadan 8.000.000 USD’lik kredinin usulsüz çekilip zimmete geçirilmesine iştirak ettiği iddiasıyla 2000 yılında dava açılmıştır. Beraat kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesince bozulmuş, bozma sonrası yargılama sürerken sanık 2019’da ölmüş ve dava düşmüştür. Mirasçılar, ceza mahkemesinin tazmin yükümlülüğü hakkında karar vermemesi nedeniyle yaklaşık yirmi yıldır süren hacizlerin kaldırılamadığını ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.

🛤️ İki ayrı hat: ceza davası ve TMSF takibi

Kararın anlaşılması için dosyada birbirine paralel ilerleyen iki süreci ayırmak gerekir:

  • Ceza hattı: 4389 sayılı mülga Bankalar Kanunu m.22/3 kapsamında bankacılık zimmetine iştirak iddiasıyla İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava.
  • Tahsil hattı: Şirketin sonradan TMSF’ye devredilen iki bankaya olan kredi borçları nedeniyle TMSF’nin 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre önce şirkete, ardından kanuni temsilci sıfatıyla yöneticiye yönelttiği ödeme emri ve hacizler.

Mirasçıların şikâyeti, bu iki hattın birbirine bağlı olduğu varsayımına dayanmıştır. Anayasa Mahkemesinin sonucu ise tam da bu bağlantının bulunmadığı tespitine dayanmaktadır.

📜 Ceza yargılamasının seyri

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 04.10.2000 tarihli iddianameyle, sanık şirket yöneticisi ile bankanın bir kısım üst düzey yönetici ve çalışanları hakkında dava açmıştır. İddiaya göre usulsüz biçimde ve sahte belgeler kullanılarak şirket adına bankadan 8.000.000 USD tutarında kredi çekilmiş gibi gösterilmiş, bu tutar banka yöneticisince zimmete geçirilmiş; şirket yöneticisi ise kredi başvurusunun şeklen tamamlanmasına yönelik eylemleriyle suça iştirak etmiştir.

Süreç karar metnine göre şöyle ilerlemiştir:

  1. 19.10.2010: Ağır ceza mahkemesi, aralarında şirket yöneticisinin de bulunduğu bazı sanıklar yönünden zimmete iştirak ettiklerine dair delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir.
  2. 16.05.2012: Yargıtay 7. Ceza Dairesi beraat hükümlerini bozmuş; sanıkların kredibilitesi olmayan şirketlere teminat alınmaksızın veya yetersiz teminatla dönüşü olmayacak şekilde kredi verilmesine sebebiyet verdiklerini ve tutarın hileli yöntemlerle banka yöneticisine aktarılmasına iştirak ettiklerini belirterek mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
  3. 10.12.2019: Bozma sonrası yargılama sürerken sanık ölmüştür.
  4. 02.10.2020: Mahkeme, tereke temsilcisinin talebi üzerine davanın ölüm nedeniyle düşmesine karar vermiştir. Temsilci ayrıca Hazine zararının ödetilmesine yer olmadığına karar verilmesini de istemiştir.
  5. 06.06.2022: Yargıtay 7. Ceza Dairesi, zarar yönünden verilmiş bir hüküm bulunmadığı için bu konudaki temyiz talebini inceleme dışında bırakmış ve düşme kararını onamıştır.
  6. 19.07.2023: Ağır ceza mahkemesi ek kararla, düşme kararı nedeniyle muris hakkında lehe veya aleyhe değerlendirme yapılamayacağını belirterek tazmin talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir.
📎 Kararın tam metni: Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanmıştır. Derlemede başvurucu ve sanık adları çıkarılmış, heyet ve raportör bilgileri alınmamıştır.

🏦 Şirketin iflası ve TMSF’nin yöneticiye yönelmesi

Şirket, ceza davasına konu kredi dışında da sonradan TMSF’ye devredilen iki bankayla kredi ilişkisine girmiştir. Geri ödemelerde yaşanan sorunlar üzerine TMSF, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre şirket aleyhine takip başlatmıştır. Kararda aktarılan süreç şöyledir:

  • İflas: Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 04.06.2007’de şirketin iflasına ve basit tasfiyeye karar vermiştir. TMSF’nin açtığı kayıt kabul davası sonucunda fon alacakları kabul edilmiş ve 13.03.2009’da kesinleşmiştir.
  • Aciz belgesi: İflas 25.05.2010’da kapatılmış, iki bankadan kaynaklanan alacaklar için aciz belgesi düzenlenmiştir.
  • Yöneticiye yönelme: TMSF 28.08.2008 tarihli kararla, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu geçici m.11, 4389 sayılı mülga Kanun m.15/3 ve 6183 sayılı Kanun mükerrer m.35 uyarınca, müflis şirketin kanuni temsilcisi sıfatıyla yönetici hakkında tahsil işlemlerine karar vermiştir.
  • Ödeme emri ve hacizler: Yöneticiye 17.10.2008’de ödemeye çağrı mektubu, 20.02.2009’da ödeme emri gönderilmiş; taşınmazlarına 2005-2008 yılları arasında tedbir ve haciz konulmuştur.
  • İdari yargı: Yöneticinin bu işlemlerin iptali için açtığı davalar reddedilmiş ve kesinleşmiştir.
  • Kira gelirleri: Kira gelirlerine de haciz konulmuş; tek geçim kaynağının emekli aylığı ve kira gelirleri olduğunun bildirilmesi üzerine TMSF bir kısım kira hacizlerini kaldırmıştır. Diğer hacizler hâlen devam etmektedir.

🧾 4389 sayılı Kanun’daki tazmin hükmü neden işletilemedi?

4389 sayılı mülga Kanun m.22/3, bankacılık zimmetinde hapis ve para cezasının yanında “meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece re’sen ödettirilmesine” hükmedileceğini öngörmektedir. Aynı maddenin dördüncü fıkrası da belirli fiiller bakımından zararın Hazine alacağı olarak müteselsilen ödenmesine karar verileceğini düzenlemektedir.

Anayasa Mahkemesi bu hükümlerin amacını, zararın ayrıca bir hukuk davasına gerek kalmadan hızlı ve etkin biçimde giderilmesi ve usul ekonomisi olarak açıklamıştır. Ancak Mahkemeye göre iki sınır vardır:

  • Düzenleme yalnızca mahkûmiyet hükmü verilen sanıklar bakımından uygulanabilir.
  • Madde metni dikkate alındığında, ceza mahkemesinin sanığın zararı tazmin yükümlülüğü bulunmadığına dair olumsuz bir hüküm kurması da beklenemez.

Somut olayda sanık hakkında mahkûmiyet değil, ölüm nedeniyle düşme kararı verildiğinden ceza mahkemesinin tazmin yükümlülüğü hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi mümkün görülmemiştir. Mahkeme ayrıca, düşme kararı nedeniyle ceza yargılamasında zarar hakkında karar verilememesinin banka alacakları bakımından hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını vurgulamıştır.

🏛️ Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi

Adalet Bakanlığı görüşünde, ceza yargılamasında murisin malvarlığına konulmuş bir tedbir veya müsadere kararı bulunmadığı, hacizlerin iflas eden şirkete karşı başlatılan takipler nedeniyle tesis edildiği ve mirasçıların temyiz yolunu tüketmeden bireysel başvuru yaptıkları belirtilmiştir.

Mahkeme önce mağdur sıfatını incelemiş; terekedeki taşınmazlar üzerindeki hacizler mirasçıların tasarruf yetkisini kısıtladığından başvurucuların mağdur sıfatını haiz olduğunu kabul etmiştir. Esasa ilişkin değerlendirmede ise şu tespitlere dayanmıştır:

  1. Ceza yargılamasında terekeye dâhil malvarlığı hakkında ayrıca bir tedbir kararı verilmemiştir.
  2. Hacizlerin dayanağı ceza süreci değil, TMSF’nin yürüttüğü hukuki süreç ve sorumluluktur; bu işlemlere karşı açılan iptal davaları da reddedilerek kesinleşmiştir.
  3. Bu nedenle ceza mahkemesinin tazmin yükümlülüğü hakkında karar vermemiş olması ile kamu alacağının tahsili için taşınmazlara haciz konulması arasında doğrudan veya dolaylı bir bağlantı yoktur.
  4. Bireysel başvuru yalnızca ceza yargılamasına yöneltilmiştir; bu yargılamada ise kanun gereği yalnızca mahkûmiyet hâlinde tazmin hükmü kurulabilir.

Sonuç olarak mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası, diğer kabul edilebilirlik koşulları incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle oybirliğiyle kabul edilemez bulunmuş, yargılama giderleri başvurucular üzerinde bırakılmıştır.

📌 Kararın öne çıkan noktaları

Karar, TMSF’ye devredilen bankalarla bağlantılı dosyalarda sıkça karşılaşılan bir karışıklığı gidermektedir: Ceza davasının sonucu ile fon alacağının tahsili, birbirinden bağımsız hukuki temellere dayanabilir. Şirketin tahsil edilemeyen borcu için kanuni temsilcinin şahsi malvarlığına 6183 sayılı Kanun mükerrer m.35 üzerinden gidilmesi, ceza mahkemesinin mahkûmiyet veya tazmin kararına bağlı değildir. Bu nedenle ölüm, zamanaşımı veya başka bir sebeple ceza davasının düşmesi, kendiliğinden hacizlerin kalkması sonucunu doğurmamaktadır.

Bankacılık zimmetinde farklı bir usul meselesi olan zamanaşımı için serideki banka zimmetinde hisse virmanı ve zamanaşımı kararı, TMSF’ye devredilen bir bankadaki paraya uygulanan uzun süreli bloke bakımından ise banka hesabında uzun süreli bloke kararı incelenebilir.

❓ Sık sorulan sorular

Sanık ölünce ceza mahkemesi bankanın zararı hakkında karar verebilir mi?

Anayasa Mahkemesinin yorumuna göre 4389 sayılı mülga Kanun m.22’deki zararın ödettirilmesi hükmü yalnızca mahkûmiyet hükmü verilen sanıklar bakımından uygulanabilir. Ölüm nedeniyle düşme kararı verildiğinde mahkemenin tazmin yükümlülüğü hakkında bir hüküm kurması mümkün görülmemiştir; ağır ceza mahkemesi de ek kararında bu yönde karar vermiştir.

Ceza davasının düşmesi TMSF’nin koyduğu hacizleri etkiler mi?

Bu dosyada etkilememiştir. Hacizler, şirketin fona olan borçları nedeniyle 6183 sayılı Kanun’a göre yürütülen takip sonucunda konulmuş ve bunlara karşı açılan iptal davaları reddedilerek kesinleşmiştir. Anayasa Mahkemesi, ceza davasındaki düşme kararı ile hacizler arasında doğrudan veya dolaylı bir bağlantı bulunmadığını belirtmiştir.

Şirketin borcu için yöneticinin şahsi malına nasıl haciz konulabildi?

Karar metnine göre TMSF, şirketin iflası ve aciz belgesi düzenlenmesinin ardından, 5411 sayılı Kanun geçici m.11, 4389 sayılı mülga Kanun m.15/3 ve 6183 sayılı Kanun mükerrer m.35 uyarınca kanuni temsilci sıfatıyla yönetici hakkında tahsil işlemleri yapılmasına karar vermiştir. Mükerrer m.35, tüzel kişiden tahsil edilemeyen amme alacaklarının kanuni temsilcilerin şahsi malvarlığından tahsil edileceğini öngörmektedir.

Mirasçılar neden mağdur sayıldı ama başvuru yine de reddedildi?

Terekedeki taşınmazlar üzerindeki hacizler mirasçıların tasarruf yetkisini sınırladığı için Mahkeme onların mağdur sıfatını kabul etmiştir. Ancak başvuru yalnızca ceza yargılamasına yöneltildiği ve hacizlerin kaynağı bu yargılama olmadığı için, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Kabul edilemezlik kararı, başvurunun yöneltildiği ceza yargılaması ile sınırlı bir değerlendirmedir; fon alacaklarının tahsiline ilişkin işlemlerin hukuka uygunluğu ayrı yargısal süreçlerde incelenir ve her dosyada farklı sonuçlanabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu