Emsal KararlarForex Hukuku

Şirket Varlığı Satışında Genel Kurul – AYM 2026/112

Pay sahibi olmak, bir şirketin mal varlığına dolaylı olarak ortak olmak demektir. Yönetim kurulu şirketin fabrikasını, tek taşınmazını ya da ana faaliyet varlığını tek hamlede elden çıkarırsa, hissenin değeri de bir gecede değişebilir. Türk Ticaret Kanunu bu riski, önemli miktarda şirket varlığının toptan satışını genel kurulun devredilemez yetkileri arasına koyarak karşılamaktadır. Bir asliye ticaret mahkemesi ise bu kuralın fazla belirsiz olduğunu, işlem güvenliğini zedelediğini düşünerek meseleyi Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

Anayasa Mahkemesi, 13.05.2026 tarihli ve E.2025/226, K.2026/112 sayılı kararıyla, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendinde yer alan “önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı” yetkisinin genel kurula ait olmasını Anayasa’ya aykırı bulmamış ve itirazı oyçokluğuyla reddetmiştir. Karar, 05.08.2026 tarihli ve 33331 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Gerekçede kuralın, pay sahiplerinin yatırım değerini doğrudan etkileyebilecek işlemlerin yönetim tarafından tek başına yapılmasını önlemeyi amaçladığı vurgulanmıştır.

Kısa özet: Tapu iptali ve tescil talebiyle açılan bir davada Alanya Asliye Ticaret Mahkemesi, anonim şirketin önemli miktardaki varlığının toptan satışı için genel kurul kararı arayan TTK m.408/2-f hükmünün belirsiz olduğunu, şirketlerin ve üçüncü kişilerin mülkiyet hakkı ile sözleşme özgürlüğünü ölçüsüzce sınırladığını ileri sürerek iptal istemiştir. Anayasa Mahkemesi, kuralın pay sahiplerinin menfaatlerini korumaya yönelik bir tedbir olduğunu, “önemli miktar” kavramının somut olayın özelliklerine ve yerleşik yargı ölçütlerine göre belirlenebildiğini, genel kurul kararı olmadan yapılan işlemin tarafı olan üçüncü kişilerin zararlarının giderilmesini isteyebileceğini belirterek kuralı Anayasa’nın 5., 35. ve 48. maddelerine aykırı görmemiştir. Bir üye karşıoy kullanmıştır.

🏛️ Davanın Anayasa Mahkemesine gelişi

Uyuşmazlık, somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne gelmiştir. Kararda aktarıldığına göre Alanya Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen bir tapu iptali ve tescil davasında, anonim şirkete ait varlığın devrine ilişkin işlemin geçerliliği TTK m.408/2-f’ye bağlı hâle gelmiş; mahkeme, uygulayacağı bu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak iptal talebiyle başvurmuştur.

Başvuran mahkemenin itirazları kararda şöyle özetlenmiştir:

  • Genel kurul kararı aranması, şirketlerin idari özgürlüğünü önemli ölçüde sınırlamaktadır.
  • “Önemli miktar” kavramı nesnel bir ölçüte bağlanmamıştır; hangi işlem için genel kurul kararı gerektiği belirsizdir.
  • Bu belirsizlik hukuki işlemlerin akıbetini öngörülemez kılmakta, varlığın önemli olup olmadığını her zaman bilemeyecek üçüncü kişilerin sözleşme özgürlüğünü de sınırlamaktadır.
  • Genel kurul onayı beklenmesi ticari işlemleri yavaşlatmakta, fırsat kaybına ve zarara yol açmaktadır.

Mahkeme bu gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüş, ayrıca yürürlüğün durdurulmasını talep etmiştir. Anayasa Mahkemesi kuralı, ilgisi nedeniyle devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen 5. madde yönünden de incelemiştir.

📜 TTK m.408/2-f ve Yargıtay uygulaması

TTK’nın 408. maddesi genel kurulun görev ve yetkilerini düzenler. İkinci fıkrada sayılan yetkiler genel kuruldan başka bir organa devredilemez; esas sözleşmenin değiştirilmesi, yönetim kurulu üyelerinin seçimi, finansal tablolar ve şirketin feshi gibi temel kararların yanında (f) bendinde “önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı” da bu listede yer almaktadır. Anonim şirketi kural olarak yönetim kurulu yönettiği ve temsil ettiği için (TTK m.365, 370, 374), bu bent yönetim kurulunun genel yetkisine getirilmiş belirgin bir istisnadır.

Anayasa Mahkemesi, kuralın uygulamadaki anlamını ortaya koyarken Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin içtihadına dayanmıştır. Karara göre:

  • Devre konu varlığın “önemli miktar” oluşturup oluşturmadığı; varlığın değeri, şirketin tek mal varlığı olup olmadığı ve devrin şirketin asli faaliyetini imkânsız kılacak, tasfiyesine yol açacak ölçüde bir toplam oluşturup oluşturmadığı gibi ölçütlerle belirlenmektedir (Yargıtay 11. HD, E.2020/8038, K.2022/4957; E.2022/3213, K.2023/5564; E.2024/3621, K.2025/3752).
  • Yalnızca satış değil, önemli miktarda şirket varlığını konu alan rehin sözleşmesi, üst hakkı ve kiracılık hakkının devri gibi işlemler için de genel kurul kararı aranmıştır (Yargıtay 11. HD, E.2013/15541, K.2014/17625; E.2022/7148, K.2024/1308; E.2015/7520, K.2015/9356).
  • Genel kurul kararı alınmadan yapılan bu tür işlemler geçersiz kabul edilmekte, işlemin tarafı olan üçüncü kişiler bu işlemle hak sahibi olamamaktadır.

Diğer bir deyişle kural, şirket içi bir onay mekanizmasından ibaret değildir; yaptırımı doğrudan işlemin geçerliliğine dokunmaktadır. İtirazın ağırlık noktası da bu sonucun üçüncü kişiler üzerindeki etkisidir.

⚖️ Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi

Mahkeme, kuralın mülkiyet hakkı ile teşebbüs ve sözleşme özgürlüğüyle bağlantılı olduğunu kabul etmiş; ancak denetimi, devletin bu haklara ilişkin pozitif yükümlülükleri ekseninde yapmıştır. Gerekçenin temel adımları şöyledir:

  • Korunan menfaat: Şirketin ve pay sahiplerinin teşebbüs özgürlüğü, ancak şirket varlığının korunmasıyla gerçek anlam kazanır. Önemli varlıklar üzerinde genel kurul iradesi dışında tasarruf edilmesi, şirketin devamlılığı ve pay sahiplerinin menfaatleri bakımından sakıncalar doğurabilir.
  • Yatırım değeri vurgusu: Kural, pay sahiplerinin yatırım değerini doğrudan etkileyebilecek işlemlerin yönetim tarafından tek başına gerçekleştirilmesini önlemeyi amaçlamaktadır.
  • Öngörülebilirlik: “Önemli miktar”ın her somut olayda ayrıca tespit edileceği açıktır; yargı kararlarında kullanılan ölçütler gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır.
  • Yönetim serbestisi: Kural, şirket yönetiminin ticari faaliyetleri yürütme serbestisini bütünüyle ortadan kaldırmamaktadır.
  • Üçüncü kişiler: Genel kurul kararı olmadan yapılan işlem geçersiz olsa da işlemin tarafı, geçersizlik nedeniyle uğradığı zararın giderilmesini talep edebilir. Şirketin faaliyet alanı, piyasa hâkimiyeti ve ekonomik büyüklüğü gibi hususlar dikkate alınarak varlığın önem derecesinin belirlenebilmesi mümkündür.
  • Sonuç: Pay sahipleri, şirket yönetimi ve üçüncü kişiler arasında makul bir denge kurulmuştur; kural Anayasa’nın 5., 35. ve 48. maddelerine aykırı değildir.

Kuralın Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine aykırılığı iddiası, 5., 35. ve 48. maddeler kapsamında yapılan değerlendirme içinde ele alındığından ayrıca incelenmemiştir. İptal talebi reddedildiği için yürürlüğün durdurulması talebi de oybirliğiyle reddedilmiştir. Esas hakkındaki ret kararı ise bir üyenin karşıoyuyla, oyçokluğuyla verilmiştir.

📎 Karar metni: Metin, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan karardan derlenmiştir; heyet ve raportör adları derlemeye alınmamıştır.

🗳️ Karşıoyda öne çıkan itirazlar

Karşıoy yazısı, çoğunluğun aksine kuralın iptali gerektiği görüşündedir. Öne çıkan noktalar şunlardır:

  • “Önemli miktar” kavramının içeriği kanunda gösterilmemiş, büyük ölçüde içtihatla şekillenmiştir; Yargıtay uygulamasında tek bir ölçüt yoktur ve kanunda açıkça yer almayan bazı işlemler de içtihatla kapsama alınmıştır.
  • Halka açık olmayan şirketlerde üçüncü kişilerin aktif büyüklüğe, mali tablolara veya ciro verilerine ulaşması çoğu zaman mümkün değildir.
  • Geçersizlik riski herhangi bir süreyle sınırlı değildir; ticaret sicilinin aleniyeti de yeterli güvence sağlamamaktadır.
  • Tazminat imkânı, sözleşmeden beklenen sonucun elde edilmesiyle aynı korumayı sağlamaz.
  • Aynı amaca, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, süreyle sınırlı iptal edilebilirlik veya tescile bağlı doğrulama gibi daha hafif araçlarla ulaşılabilir; nitekim halka açık ortaklıklara ilişkin düzenlemelerde daha belirli ölçütler benimsenmiştir.

📈 Pay sahibi ve yatırımcı açısından sonuçlar

Karar, anonim şirkette pay sahibinin korunmasını şirket varlığının korunmasıyla doğrudan ilişkilendirmesi bakımından dikkat çekicidir. Kararın ortaya koyduğu çerçeveden şu sonuçlar çıkarılabilir:

  • Genel kurulun rolü: Önemli varlıkların toptan elden çıkarılması, pay sahiplerinden oluşan genel kurulun denetimine bağlı kalmaya devam etmektedir. Bu yetki yönetim kuruluna devredilemez.
  • Geçersizlik sonucu: Anayasa Mahkemesi, genel kurul kararı olmaksızın yapılan işlemin geçersiz sayıldığı yönündeki Yargıtay uygulamasını anayasal açıdan sorunlu görmemiştir. Bu durum, şirketten önemli varlık satın alan veya bu varlık üzerinde rehin, üst hakkı gibi haklar kuran taraflar bakımından da önem taşır.
  • Halka açık ortaklıklar: Karşıoyda değinilen daha belirli ölçütler bakımından, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 23. maddesi halka açık ortaklıkların yatırımcıların yatırım kararlarının değişmesine yol açacak temel işlemlerini “önemli nitelikte işlem” olarak tanımlamakta; önemlilik ölçüsü dâhil usul ve esasları belirleme yetkisini Sermaye Piyasası Kuruluna vermektedir. Borsada işlem gören şirketlerde bu özel rejimin TTK hükümleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
  • Önemlilik tespiti: Hangi varlığın “önemli” sayılacağı, şirketin büyüklüğüne ve faaliyetine göre somut olayda belirlenen bir husus olmaya devam etmektedir.

Pay sahiplerinin genel kurul sürecindeki haklarına ilişkin farklı bir örnek için serideki genel kurula alınmayan hissedar kararı incelenebilir. Anayasa Mahkemesinin yatırım uyuşmazlıklarına ilişkin başka bir norm denetimi kararı olarak nitelikli dolandırıcılıkta görevli mahkeme kararı da okunabilir.

❓ Sık sorulanlar

Anayasa Mahkemesi TTK m.408/2-f hakkında ne karar verdi?

Mahkeme, önemli miktarda şirket varlığının toptan satışını genel kurulun devredilemez yetkileri arasında sayan hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine oyçokluğuyla karar vermiştir. Kural yürürlükte kalmaya devam etmektedir.

“Önemli miktar” neye göre belirleniyor?

Kanunda sayısal bir ölçüt yoktur. Kararda aktarılan Yargıtay uygulamasına göre varlığın değeri, şirketin tek mal varlığı olup olmadığı ve devrin şirketin asli faaliyetini imkânsız kılacak ya da tasfiyesine yol açacak ölçüde olup olmadığı gibi ölçütler gözetilmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu ölçütler karşısında kuralı öngörülebilir bulmuştur.

Genel kurul kararı olmadan yapılan satışın tarafı ne durumda kalır?

Kararda, Yargıtay uygulamasında bu tür işlemlerin geçersiz kabul edildiği ve tarafın bu işlemle hak sahibi olamayacağı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, işlemin tarafının sözleşmenin geçersizliği nedeniyle uğradığı zararların giderilmesini talep etmesinin önünde bir engel bulunmadığını da vurgulamıştır.

Kural yalnızca satış işlemleri için mi geçerli?

Hükmün lafzı “toptan satış” ifadesini kullanmaktadır. Ancak kararda aktarılan Yargıtay kararlarında önemli miktarda şirket varlığını konu alan rehin sözleşmesi, üst hakkı ve kiracılık hakkının devrine ilişkin sözleşmeler için de genel kurul kararı arandığı belirtilmiştir. Karşıoy yazısı, içtihatla kapsamın bu şekilde genişlemesini eleştirmiştir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, serinin diğer kararları Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesinin Resmî Gazete’de yayımlanan norm denetimi kararından derlenmiştir. Anayasa Mahkemesi kuralın Anayasa’ya uygunluğunu denetlemiş olup somut uyuşmazlığın sonucu, başvuran mahkemedeki yargılamaya bağlıdır. Bir işlemin “önemli miktarda şirket varlığı” kapsamında kalıp kalmadığı, şirketin yapısına, işlemin niteliğine ve uygulanacak mevzuata göre her dosyada ayrıca değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu