Kripto Hesabını Yöneten Tanıdık – Yargıtay 11. CD 2026/2256

Kripto varlık uyuşmazlıklarının en çetrefilli hâli, karşı tarafın yabancı biri değil, yıllardır tanınan bir yakın çevre üyesi olduğu durumlardır. Şifre rızayla verilmiştir, işlemler “iyi niyetle” yapılmıştır, sonunda para yoktur. Soruşturma makamları bu tabloyu sıklıkla “hukuki ihtilaf” sayıp dosyayı kapatır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 02.03.2026 tarihli, 2025/4535 E. ve 2026/2256 K. sayılı kararı, bu refleksin hangi noktada hukuka aykırı hâle geldiğini gösteriyor.
🤝 Güven İlişkisinin Kurulduğu Süreç
Karar metnine göre şüpheli, şikâyetçinin eşinin yeğenlerinin yedi sekiz yıllık arkadaşıdır ve eve misafir olarak gelip kalmıştır. Şüpheli, şikâyetçiye dört yıldır kripto sektöründe olduğunu, çok para kazandığını söylemiş; kendi yatırım hesaplarına ait ekran görüntülerini göstererek güven telkin etmiştir. Şikâyetçiye, kendi kripto hesabının “işe yaramayacağı” söylenmiş ve hesabın şüpheli tarafından yönetilmesi konusunda ikna edilmiştir.
Bunun üzerine şikâyetçi, hesabına ve telefonu ile e-posta adresine gelen şifre bilgilerini şüpheliye vermiştir. Şüpheli, şikâyetçinin coinlerini onun rızasıyla satmış ve elde edilen tutarı kendi banka hesabına aktarmıştır. Karardaki tespite göre para, buradan şikâyetçi adına açılan fakat şifresi aynı zamanda şüphelide de bulunan başka bir hesaba yatırılmıştır.
Şikâyetçi, yaptığı kontrollerde gönderdiği paranın 50.000,00 TL eksik yatırıldığını fark etmiştir. Şüpheli bunun bir “sistem hatası” olduğunu söylemiş, ardından farklı bahanelerle oyalayarak parayı hiç iade etmemiştir. Şikâyet dilekçesinde, şüphelinin aynı yöntemle başka kişileri de dolandırdığının öğrenildiği ileri sürülmüştür. Toplam uyuşmazlık konusu tutar, suç tarihindeki değeriyle 203.314,00 TL‘dir.
🧾 Takipsizlik Kararı ve İtirazın Reddi
Şüpheli, 09.01.2024 tarihli ifadesinde suçlamaları kabul etmemiştir. Savunmasına göre, iyi niyetle ve şikâyetçinin kazancını artırmak amacıyla coin hesabından işlem yapmış; ancak yatırımın riskli olması nedeniyle ana parayı da kaybetmiştir. Şikâyetçinin bu risklerden haberdar olduğunu da beyan etmiştir.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 07.02.2024 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Gerekçe, karar metninde aynen şöyle aktarılmıştır: taraflar arasında hukuki bir ilişki bulunduğu, şikâyet konusunun hukuki anlaşmaya riayet edilmemesine ilişkin olduğu, bu hâlde dolandırıcılık suçunun kanuni unsurlarının oluşmadığı ve şikâyetçinin alacağını hukuk mahkemeleri nezdinde tahsil edebileceği.
İtiraz, İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27.03.2024 tarihli ve 2024/2351 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiş; karar 5271 sayılı Kanun’un 271/4. maddesi uyarınca kesin nitelikte olduğundan aynı gün kesinleşmiştir. Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kanun yararına bozma yoluna başvurmuştur.
⚖️ “Hukuki İhtilaf” Gerekçesi Neden Yetersiz Bulundu?
Daire, takipsizlik gerekçesini açıkça “hatalı gerekçe” olarak nitelendirmiştir. Bunun nedeni, gerekçenin bir tespite değil bir varsayıma dayanmasıdır: taraflar arasında bir güven ilişkisi bulunduğundan hareketle, paranın gerçekten yatırıma yönlendirilip yönlendirilmediği hiç incelenmemiştir.
Oysa dosyada birbiriyle çelişen iki anlatım vardır. Şikâyetçi, şüphelinin parayı kendi hesabına aktardığını ileri sürmektedir. Şüpheli ise parayı yatırıma yönlendirdiğini, piyasadaki düşüş nedeniyle kaybettiğini savunmaktadır. Bu iki anlatımdan hangisinin doğru olduğu, yalnızca hesap kayıtlarıyla belirlenebilecek bir maddi olgu sorunudur ve çözümü hukuk mahkemesine havale edilemez.
Kararda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısının suçun işlendiği izlenimini veren hâli öğrenir öğrenmez işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği; itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliğinin ise yeterli delil yoksa itirazı reddedebileceği, yeterli delil varsa kabul edebileceği, eksik soruşturma hâlinde ise soruşturmanın genişletilmesine karar verebileceği hatırlatılmıştır. Somut olayda üçüncü yol tercih edilmediği için merci kararı bozulmuştur.
🔗 Para İzi: Karşılıklı Bilirkişi İncelemesi
Kararın en öğretici bölümü, Daire’nin yapılmasını istediği inceleme listesidir. Kripto varlık uyuşmazlıklarında delil zincirinin nasıl kurulacağını göstermesi bakımından bu liste bir yöntem niteliğindedir:
- Şikâyetçi ve şüphelinin banka ve kripto para hesaplarına ait hesap hareketlerinin temin edilmesi,
- Bu kayıtlar üzerinde karşılıklı bilirkişi incelemesi yaptırılması,
- Gönderilen paranın tamamının yatırıma yönlendirilip yönlendirilmediğinin belirlenmesi,
- Böylece şüphelinin “piyasa düşüşü nedeniyle kaybettim” savunmasının doğru olup olmadığının ortaya konulması.
Buradaki kilit kavram karşılıklılıktır. Tek bir hesabın dökümü, paranın nereye gittiğini göstermeye yetmez; gönderen ve alan hesapların aynı zaman aralığında eşleştirilmesi gerekir. Kripto varlıklarda bu eşleştirme, fiat para çıkışı ile zincir üzerindeki işlem kayıtlarının birlikte okunmasını gerektirir. Kararda “para ile müşteki adına coin alınıp alınmadığı” ve “parada erimenin coin piyasasındaki düşüş nedeniyle olup olmadığı” sorularının ayrı ayrı sorulması da bu nedenledir.
📂 UYAP Taraması ve Diğer Dosyaların Önemi
Daire, dosya kapsamıyla yetinmemiş, UYAP üzerinden yapılan inceleme sonucunda tespit edilen İstanbul Anadolu 48. Asliye Ceza Mahkemesinin 2024/738 Esas ve İstanbul Anadolu 67. Asliye Ceza Mahkemesinin 2025/782 Esas sayılı dosyalarının getirtilip incelenmesini, bu soruşturmayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosyaya eklenmesini ve şüpheli hakkında benzer eylemler nedeniyle başkaca soruşturma dosyası bulunup bulunmadığının tespitini istemiştir.
Bu tespitin işlevi açıktır: tek bir olayda “iyi niyetli yatırım denemesi” gibi görünen bir davranış, aynı yöntemin tekrarlandığı başka dosyalarla birlikte okunduğunda farklı bir anlam kazanabilir. Benzer bir delil değerlendirmesi yaklaşımı için Telegram üzerinden kripto yatırımı iddiasına ilişkin kanun yararına bozma kararı incelenebilir.
🆕 TCK 158’e Eklenen Dördüncü Fıkra
Soruşturmaya konu suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılıktır. Bu bentte hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezası ise suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.
16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle aynı maddeye eklenen dördüncü fıkra ise doğrudan kripto varlık alanını ilgilendirmektedir. Düzenlemeye göre, 157 ve 158. maddelerdeki suçlara iştirakin; kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlamak amacıyla banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması hâlinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.
İncelenen karar bu değişiklikten önceki bir soruşturmaya ilişkindir; ancak hesap erişim bilgilerinin başkasına verilmesinin ceza hukuku bakımından ayrıca değerlendirilen bir davranış hâline gelmesi, kararın konusuyla doğrudan ilgilidir.
Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Şifreyi rızayla vermek dolandırıcılık iddiasını ortadan kaldırır mı?
Kararda, şifrelerin rızayla verilmiş olması tek başına belirleyici sayılmamıştır. Daire, güven telkin edilme biçimi ile paranın akıbetinin ayrı ayrı incelenmesini istemiş; rızanın varlığını dosyayı kapatma nedeni olarak görmemiştir.
Kripto hesap hareketleri ceza soruşturmasında delil olur mu?
Bu kararda Daire, şikâyetçi ve şüphelinin banka ve kripto para hesaplarına ait hesap hareketlerinin temin edilerek karşılıklı bilirkişi incelemesine tabi tutulmasını açıkça istemiştir. Dolayısıyla bu kayıtlar dosyanın esaslı delilleri arasında sayılmıştır.
“Hukuki ihtilaf” gerekçesiyle verilen takipsizlik her zaman hatalı mıdır?
Hayır. Kararın söylediği, somut olayda bu nitelendirmenin eksik soruşturmaya dayandığıdır. Paranın nereye gittiği hiç araştırılmadan yapılan nitelendirme hatalı bulunmuş; araştırma sonucuna göre bir değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Kanun yararına bozma sonrası soruşturma yeniden mi başlar?
Kararda, merci kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği bozulmasına ve 309/4-a maddesi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için soruşturma dosyasının mahalline gönderilmesine karar verilmiştir. Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır. Kanun yararına bozma kararı, soruşturmanın sonucu hakkında bir hüküm içermez; yalnızca ilgili karardaki hukuka aykırılığı giderir ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, şikâyet ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




