Ceza HukukuEmsal KararlarForex Hukuku

Yatırım Vaadinde Katılma Hakkı – Yargıtay 11. CD 2026/849

Yatırım vaadiyle para toplandığı iddia edilen bir ceza davasında duruşma salonunda kimlerin “katılan” sıfatıyla yer alabileceği, çoğu zaman dosyanın esası kadar önem taşır. Parayı veren kişiler mi, adına işlem yapıldığı söylenen şirket mi, yoksa her ikisi mi? Katılan sıfatı; delil sunma, hükmü temyiz etme ve lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gibi somut sonuçlar doğurur. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, bir emeklilik ve hayat şirketinin de katılan olarak yer aldığı nitelikli dolandırıcılık dosyasında bu soruya dair kısa ama işlevsel bir düzeltme yapmıştır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 21.01.2026 tarihli ve E.2021/39708, K.2026/849 sayılı kararıyla, tacir veya şirket yöneticisi sıfatıyla işlenen nitelikli dolandırıcılık (TCK m.158/1-h) suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünü düzelterek onamıştır. Daire, şikâyetçi şirketin CMK m.237/1 uyarınca bu suçtan açılan kamu davasına katılma hakkı bulunmadığını belirterek hükümdeki şirket lehine vekâlet ücreti ibaresini çıkarmış; beş yıldan az hapis cezasına ilişkin diğer hüküm yönünden ise temyiz isteminin reddine dair ek kararı onamıştır.

Kısa özet: Ağır ceza mahkemesi, iki ayrı katılana yönelik eylemleri nedeniyle sanığı TCK m.158/1-h ve 43/1 uyarınca bir katılan yönünden 3 yıl 9 ay hapis ve 15.000 TL, diğer katılan yönünden 5 yıl 4 ay hapis ve 32.000 TL adli para cezasıyla cezalandırmıştır. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, ardından beş yılın altındaki hüküm için temyiz isteminin reddine ek karar vermiştir. Sanık müdafii; taraflar arasında on yıla yakın ticari ilişki bulunduğunu, vaat edilen yatırımın akıbetinin katılanlarca izlenebilir olduğunu ve hile bulunmadığını ileri sürmüştür. Yargıtay, ek kararı onamış; diğer hüküm yönünden mahkûmiyeti yerinde bulmuş, ancak katılma hakkı olmayan şirketin davaya kabul edilmesini ve lehine 4.360 TL maktu vekâlet ücretine hükmedilmesini hukuka aykırı görerek bu ibareyi hükümden çıkarmıştır.

🗂️ Dosyanın seyri: İzmir’den Yargıtay’a

Karar metnine yansıyan yargılama süreci üç aşamadan oluşmaktadır:

  • İlk derece (10.10.2018): İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi, 2017/324 Esas, 2018/344 Karar sayılı kararıyla sanığı “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında dolandırıcılık” suçundan iki ayrı katılana yönelik eylemleri nedeniyle cezalandırmıştır. Birinci katılan yönünden TCK m.158/1-h, 43/1 ve 52 uyarınca 3 yıl 9 ay hapis ve 15.000 TL adli para cezası; ikinci katılan yönünden aynı maddeler uyarınca 5 yıl 4 ay hapis ve 32.000 TL adli para cezası verilmiştir.
  • İstinaf (10.04.2019): İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi, 2019/366 Esas, 2019/910 Karar sayılı kararıyla sanığın istinaf başvurularını CMK m.280/1-a uyarınca esastan reddetmiştir.
  • Ek karar (14.11.2019): Aynı daire, beş yılın altındaki hüküm yönünden yapılan temyiz isteminin reddine karar vermiştir.

Her iki hükümde de TCK m.43/1’in uygulanmış olması, eylemlerin her bir katılan yönünden zincirleme şekilde gerçekleştiğinin kabul edildiğini göstermektedir. Tebliğnamede ek kararın onanması, diğer hüküm yönünden ise bozma görüşü bildirilmiştir. Yargıtay, ikinci kısımda tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak etmemiştir.

🗣️ Savunmanın temyiz gerekçeleri

Sanık müdafii temyiz dilekçesinde, olayın bir ceza uyuşmazlığı değil, uzun soluklu bir ticari ilişkinin sonucu olduğunu savunmuştur. Karara yansıyan başlıca itirazlar şunlardır:

  • Taraflar arasında yaklaşık on yıllık bir ticari ilişki bulunmaktadır.
  • Katılanlardan alındığı iddia edilen para yüksek miktardadır; hayatın olağan akışına göre bu meblağın ve bu bedelle yapılması vaat edilen yatırımın akıbetinin katılanlarca sorgulanması gerekirdi.
  • Şikâyetçilerden biri tüm işlemlerden her aşamada haberdardır ve işlemler onun rızası ve bilgisi dâhilinde yapılmıştır.
  • İşlemler internet üzerinden ve banka kayıtlarıyla her an kontrol edilebilir durumdadır; bu nedenle hileli bir davranıştan söz edilemez.
  • Tanık beyanları tek başına hüküm kurmaya elverişli değildir; temel ceza usule aykırı şekilde artırılmıştır ve eylemler tek suç olarak değerlendirilmelidir.

Bu itirazlar, yatırım vaadiyle para alınan dosyalarda sıkça karşılaşılan “mağdurun denetim imkânı” ve “hukuki ihtilaf” savunmalarının tipik örnekleridir. Daire, bu dosyada söz konusu savunmaları yerinde görmemiştir.

🔒 Beş yıl sınırı ve temyiz edilemeyen hüküm

Kararın ilk bölümü, birinci katılana yönelik 3 yıl 9 ay hapis cezasına ilişkindir. CMK m.286/2-a uyarınca ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez. CMK m.296/1 ise temyiz edilemeyecek bir hükmün temyiz edilmesi hâlinde, hükmü veren bölge adliye mahkemesinin bir kararla temyiz istemini reddedeceğini öngörür.

Daire, bu hükümleri CMK m.286/3’te sayılan ve beş yıl sınırına rağmen temyizi mümkün kılan suçlarla birlikte değerlendirmiş (nitelikli dolandırıcılık bu suçlar arasında yer almamaktadır) ve bölge adliye mahkemesinin 14.11.2019 tarihli ek kararında hukuka aykırılık görmemiştir. Sanık müdafiinin bu karara yönelik temyiz istemi CMK m.296/2 uyarınca reddedilmiş ve ek karar oy birliğiyle onanmıştır.

Sonuç olarak aynı sanık hakkında aynı dosyada verilen iki hükümden biri Yargıtay denetimine hiç girmemiş, 5 yıl 4 ay hapis cezası içeren diğeri ise esastan incelenmiştir. Bu durum, birden fazla mağdurun bulunduğu dosyalarda kanun yolunun her hüküm için ayrı ayrı belirlendiğini açıkça göstermektedir.

🏢 Şirketin katılma hakkı ve vekâlet ücreti

İkinci hüküm yönünden Daire; CMK m.217 uyarınca delilleri değerlendiren mahkemenin takdirinde isabetsizlik bulunmadığını, iddia ve savunmaların gerekçeli kararda tartışıldığını, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığını ve suç vasfı ile yaptırımın düzeltilen husus dışında doğru belirlendiğini kabul etmiştir. Düzeltilen husus ise şudur:

  • İlk derece mahkemesi, şikâyetçi konumundaki bir emeklilik ve hayat şirketinin katılma talebini kabul etmiş ve hükümde bu şirket lehine 4.360 TL maktu vekâlet ücretine hükmetmiştir.
  • Daire, yargılama konusu nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden şikâyetçi şirketin CMK m.237/1 uyarınca kamu davasına katılma hakkı bulunmadığını belirtmiştir.
  • Bu hukuka aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, CMK m.302/2 uyarınca bozma, m.303/1-h uyarınca düzeltme yoluna gidilmiş; vekâlet ücretine ilişkin ibare hüküm fıkrasından tamamen çıkarılmıştır.
  • Diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hüküm, tebliğnameye aykırı olarak ve oy birliğiyle düzeltilerek onanmıştır.

CMK m.237/1, mağdur ile suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişilerin ve malen sorumluların ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar kamu davasına katılabileceğini düzenler. Karar, bir tüzel kişinin dosyada şikâyetçi olarak yer almasının ve adının işlemlerde geçmesinin tek başına ona katılan sıfatı kazandırmadığını göstermektedir. Katılma talebinin kabulü, suçun o kişiye yönelik ya da o kişiyi zarara uğratan niteliğine göre değerlendirilir. Karar metni, şirketin neden bu kapsamda görülmediğine ilişkin ayrıntılı bir gerekçe içermemekle birlikte, sonuç olarak şirketin katılan sıfatını ve buna bağlı vekâlet ücretini ortadan kaldırmıştır.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

📚 TCK m.158/1-h neyi kapsar?

TCK m.158/1-h, dolandırıcılığın “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında” işlenmesini nitelikli hâl olarak düzenler. Bu hâlde fail, ticari hayatın gerektirdiği güven ilişkisini kullanarak mağduru yanıltmaktadır. Yatırım vaadiyle para toplanan dosyalarda bu bent, özellikle bir şirket çatısı altında ya da şirket adına hareket edildiği izlenimi yaratılarak işlem yapıldığında gündeme gelir.

Somut dosyada ilk derece mahkemesi eylemi bu bent kapsamında değerlendirmiş, bölge adliye mahkemesi bu kabulü onaylamış ve Yargıtay da suç vasfının doğru belirlendiğini kabul etmiştir. Sigorta ve emeklilik alanında çalışan aracıların sıfatına ilişkin benzer bir değerlendirme için serideki fon vaadinde acentenin sıfatına ilişkin 11. Ceza Dairesi kararı, konunun hukuk boyutu için ise emeklilik aracısına yapılan ödemenin akıbetine ilişkin karar incelenebilir.

Savunmanın ileri sürdüğü “katılan işlemleri izleyebilirdi” itirazı ise, dolandırıcılıkta hilenin mağdurun denetim imkânını ortadan kaldıracak yoğunlukta olup olmadığı tartışmasına dayanır. Bu dosyada mahkemeler, delillerin bütününe göre hileli davranışın varlığını kabul etmiş; Yargıtay da CMK m.217 kapsamındaki takdiri yerinde bulmuştur.

🧭 Uygulama açısından çıkarımlar

Karar kısa olmasına rağmen yatırım vaadiyle para toplandığı iddia edilen ceza dosyalarında karşılaşılan üç konuda yol gösterici niteliktedir:

  1. Kanun yolu hüküm bazında belirlenir: Aynı sanık hakkında farklı mağdurlara yönelik kurulan hükümlerden beş yıl veya daha az hapis içerenler, istinafta esastan ret hâlinde Yargıtay’a taşınamaz; beş yılı aşan hükümler ise temyiz incelemesine tabidir.
  2. Katılan sıfatı hükmün sonuçlarını etkiler: Katılma hakkı bulunmayan bir tüzel kişinin davaya kabul edilmesi, lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi sonucunu doğurmuş; Yargıtay bu sonucu düzeltme yoluyla ortadan kaldırmıştır.
  3. Uzun ticari ilişki savunması yeterli görülmemiştir: Taraflar arasında yıllara yayılan bir ilişki bulunması ve katılanların işlemleri izleme imkânı olduğu savunması, bu dosyada mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldırmamıştır.

❓ Sık sorulan sorular

Yargıtay mahkûmiyeti bozdu mu?

Hayır. Daire, 5 yıl 4 ay hapis cezasını içeren hükmü esas yönünden yerinde bulmuş; yalnızca şirket lehine hükmedilen vekâlet ücreti ibaresini çıkararak hükmü düzelterek onamıştır. 3 yıl 9 ay hapis cezasına ilişkin hüküm ise temyiz edilemez nitelikte olduğundan Yargıtay incelemesine girmemiş, temyiz isteminin reddine dair ek karar onanmıştır.

Şirketin katılma hakkının olmaması sanığın cezasını değiştirdi mi?

Hayır. Karar metnine göre bu düzeltme yalnızca hükümdeki 4.360 TL maktu vekâlet ücretine ilişkin ibarenin çıkarılmasıyla sonuçlanmıştır. Hapis ve adli para cezasına ilişkin kısım aynen korunmuştur.

Katılma talebi Yargıtay aşamasında ileri sürülebilir mi?

CMK m.237/2’ye göre kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddedilen veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır. Bu dosyada ise sorun, katılma talebinin ilk derece mahkemesince hatalı biçimde kabul edilmesidir.

Tebliğname bozma istediği hâlde Yargıtay neden onadı?

Tebliğname, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görüşüdür ve Daireyi bağlamaz. Daire, CMK m.217 uyarınca delilleri değerlendiren mahkemenin takdir ve uygulamasında isabetsizlik görmediğini belirterek tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak etmemiş, hükmü yalnızca vekâlet ücreti yönünden düzelterek onamıştır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti Yargıtay 11. Ceza Dairesinin yayımlanmış düzelterek onama kararından derlenmiştir. Karar metni, katılanlardan alınan paranın miktarı ve vaat edilen yatırımın türü gibi olay ayrıntılarına yer vermediğinden yazıda bu hususlara girilmemiştir. Her dosya kendi delilleri ve somut olgularıyla değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu