Ortak Hesapta Döviz mü TL mi? – Yargıtay HGK 2026/408

Eşlerden biri, evlilik boyunca birlikte biriktirilen müşterek banka hesabındaki dövizlerin büyük kısmını tek başına çekerse, diğer eş bu paranın yarısını hangi para birimi üzerinden isteyebilir? Davacı alacağını Dolar ve Euro olarak istemiş, ancak yıllar süren yargılamada Türk Lirası üzerinden kurulan bir hükmün onanmasına itiraz etmemişse, sonradan yeniden döviz üzerinden hüküm kurulabilir mi? Aynı eşler arasında ayrıca bir katılma alacağı davası görülüyorsa, hesaba ilişkin alacak davası o dosyayı beklemek zorunda mıdır? On yılı aşan bir yargılamanın sonunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu soruları iki ayrı başlıkta cevaplamıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.06.2026 tarihli ve E.2025/739, K.2026/408 sayılı kararıyla, Adana 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin direnme kararını döviz üzerinden hüküm kurulması yönünden usuli kazanılmış hakka aykırılık nedeniyle bozmuş; katılma alacağı davasının bekletici sorun yapılmasına gerek bulunmadığı yönünden ise direnme kararını onamıştır. Karar her iki başlıkta oy birliğiyle verilmiştir.
🏦 Müşterek hesap ve talebin dövize çevrilmesi
Davacı vekilinin anlatımına göre taraflar 1987 yılında evlenmiştir. Eşler arasında yaşanan bir tartışmanın ardından davalı, 24.04.2011 tarihinde müşterek hesaplardaki paranın büyük bir kısmını çekmiştir. Taraflar önce Almanya’da, ardından Türkiye’de Adana 6. Aile Mahkemesinin kararıyla boşanmış; Türkiye’deki boşanma kararı 26.12.2014 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı, çekilen paranın 23.05.2014 tarihli kura göre 1.094.055 TL’ye karşılık geldiğini, bunun yarısının kendisine ait olduğunu ileri sürerek 547.027 TL’nin çekilme tarihinden itibaren faiziyle tahsilini istemiştir. Daha sonra 23.05.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle hem miktarı hem de para birimini değiştirmiş ve şu talepte bulunmuştur:
| Islahla istenen | 23.05.2014 kuruna göre TL karşılığı |
|---|---|
| 39.257,99 USD | 81.833,278 TL |
| 229.487,44 Euro | 651.973,80 TL |
| Toplam | 733.807,078 TL |
Davalı davanın reddini savunmuştur. Uyuşmazlığın bundan sonraki seyri, talebin döviz cinsinden mi yoksa Türk Lirası karşılığı üzerinden mi hükme bağlanacağı sorusu etrafında şekillenmiştir.
🔄 Dört karar, dört bozma: yargılamanın seyri
- 29.06.2016 – ilk karar: Mahkeme, davalının haber vermeden parayı çektiği gerekçesiyle 885.777,78 TL’nin tahsiline karar vermiştir.
- 25.01.2018 – birinci bozma: Kapatılan 13. Hukuk Dairesi, davacı ıslahla Dolar ve Euro istediği hâlde Türk Lirası üzerinden hüküm kurulmasını HMK 26’daki taleple bağlılık ilkesine aykırı bulmuştur.
- 16.06.2020 – karar düzeltme üzerine bozma: Davalının karar düzeltme istemi üzerine Daire önceki gerekçeyi değiştirmiş; bu kez talep edilen 733.807,078 TL aşılarak karar verildiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur.
- 17.12.2020 – ikinci karar: Mahkeme bozmaya uyarak 733.807,078 TL’nin dava tarihinden itibaren faiziyle tahsiline hükmetmiştir.
- 08.11.2021 – onama: Her iki tarafın temyizi üzerine 3. Hukuk Dairesi kararı onamıştır. Bu onamaya karşı yalnızca davalı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
- 03.03.2022 – onamanın kaldırılması: Daire, 01.01.2002 öncesinde hesaba yatırılan paranın kişisel mal sayılamayacağını, müşterek hesaptaki paranın yarı oranında taraflara ait olduğunu belirtmiş; hesabın bir katılma alacağı davasına konu olup olmadığının araştırılmasını ve denetime elverişli bilirkişi raporu alınmasını istemiştir.
- 17.10.2023 – üçüncü karar: Mahkeme 32.257,99 USD ve 124.161,31 Euro’nun tahsiline karar vermiştir.
- 09.01.2025 – son bozma ve 19.06.2025 direnme: Daire, döviz üzerinden hüküm kurulmasını davalının usuli kazanılmış hakkına aykırı bulmuş ve Adana 6. Aile Mahkemesindeki katılma alacağı davasının beklenmesini istemiştir. Mahkeme ise bekletmenin usul ekonomisine ve Anayasa’nın 36. maddesindeki hak arama hürriyetine aykırı olacağını belirterek direnmiştir.
🧭 Hukuk Genel Kurulunun önündeki iki soru
Direnme yoluyla Kurul önüne gelen uyuşmazlık iki ayrı noktada toplanmıştır:
- Mahkemenin Türk Lirası yerine Dolar ve Euro üzerinden karar vermesi, davalı yönünden usuli kazanılmış hakka aykırı mıdır?
- Taraflar arasında Adana 6. Aile Mahkemesinin 2014/222 Esas sayılı dosyasında görülen katılma alacağı davasının sonucu beklenmeli midir?
Kurul bu iki soruya farklı cevaplar vermiş, böylece direnme kararı bir yönden bozulmuş, diğer yönden onanmıştır.
🔒 Sessiz kalınan onama ve usuli kazanılmış hak
Kurul önce usuli kazanılmış hak kavramını açıklamıştır. Kanunda açıkça düzenlenmeyen bu kurum, Yargıtay içtihatlarıyla geliştirilmiştir. Mahkemenin bozma kararına uyması, bozma kararından yararlanan taraf lehine kazanılmış hak doğurur; bozma kapsamı dışında kalan hususlar da bu yolla kesinleşebilir. Kurula göre bu ilkenin istisnaları da bellidir: Bozmaya uyulduktan sonra çıkan yeni bir içtihadı birleştirme kararı, geçmişe etkili yeni bir kanun veya uygulanacak kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptali hâlinde usuli kazanılmış hak değer taşımaz. Görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm, harç, maddi hata ve kamu düzenine ilişkin konularda da bu haktan söz edilemez.
Kurul ikinci olarak HMK’nın 24. maddesindeki tasarruf ilkesine değinmiştir. Bu ilkeye göre hak sahibi, davayı açıp açmamakta, dava konusunu belirlemekte ve davayı sürdürüp sürdürmemekte serbesttir.
Somut olaya bakıldığında, davacının talebinin döviz üzerinden hüküm kurulması olduğu açıktır. Ne var ki 17.12.2020 tarihli ve Türk Lirası üzerinden kurulan hüküm 3. Hukuk Dairesince onanmış, bu onamaya karşı yalnız davalı karar düzeltme yoluna gitmiştir. Kurula göre davacı, onamaya karşı karar düzeltme isteminde bulunmayarak tasarruf ilkesi gereğince Türk Lirası hükmünü benimsemiştir. Bu durum davalı yönünden usuli kazanılmış hak oluşturur ve somut olayda bu hakkın doğmasına engel bir istisna da bulunmamaktadır. Kurul ayrıca usuli kazanılmış hak ilkesinin kamu düzeniyle ilgili olduğunu ve temyiz aşamasında kendiliğinden gözetileceğini vurgulamıştır. Sonuç olarak mahkemenin yeniden Dolar ve Euro üzerinden hüküm kurması bozma nedeni sayılmıştır.
⏳ Katılma alacağı davası neden beklenmedi?
HMK’nın 165. maddesi, bir davada hüküm verilebilmesi başka bir davaya kısmen veya tamamen bağlıysa, o davanın sonuçlanmasına kadar yargılamanın bekletilebileceğini düzenler. Özel Daire, aynı eşler arasındaki katılma alacağı davasında davalının cevap dilekçesinde müşterek hesaplardan söz edildiğini görerek iki davanın birbirini etkileyeceğini düşünmüştür.
Hukuk Genel Kurulu ise katılma alacağı dosyasındaki dava ve cevap dilekçelerini tek tek incelemiştir. Kurulun tespitine göre o davada yalnızca taşınmazlar ile evden götürüldüğü iddia edilen ziynet eşyası dava konusu edilmiştir. Cevap dilekçesinde müşterek hesaptan bahsedilmesi, hesabı o davanın konusu hâline getirmemiştir. Bu nedenle bekletici sorun yapılmasına gerek görülmemiş ve mahkemenin bu yöndeki direnmesi yerinde bulunmuştur.
Edinilmiş mallara katılma rejiminde neyin tasfiyeye girdiğinin ispatı konusunda kişisel mal savunmasının ispatına ilişkin Hukuk Genel Kurulu kararı da tamamlayıcı bir örnek sunmaktadır.
📌 Kararın aile hukuku uyuşmazlıklarına yansıması
Karar, boşanma sonrasında eşler arasında görülen ve doğrudan mal rejimi tasfiyesi niteliği taşımayan alacak davalarında da usul kurallarının belirleyici olduğunu göstermektedir. Öne çıkan sonuçlar şöyle özetlenebilir:
- Para birimi talebin parçasıdır: HMK 26 uyarınca hâkim talep sonucuyla bağlıdır; Özel Dairenin 2018 tarihli ilk bozma kararında döviz istenmişken Türk Lirası üzerinden hüküm kurulması bu ilkeye aykırı bulunmuştur.
- Kanun yolundaki tutum sonuç doğurur: Bir hükmün onanmasına karşı başvurulmaması, tasarruf ilkesi çerçevesinde o hükmün benimsendiği şeklinde yorumlanabilmektedir.
- Müşterek hesapta yarı yarıya karine: Özel Dairenin 2022 tarihli bozma kararında, müşterek hesaptaki paranın yarı oranında taraflara ait kabul edileceği ve hesaba 2002 öncesinde para yatırılmış olmasının hesabın müşterek niteliğini etkilemeyeceği belirtilmiştir.
- Bekletici sorun dilekçelerle sınırlıdır: Başka davanın sonucunun beklenip beklenmeyeceği, o davanın dilekçelerinde gerçekten dava konusu yapılan mallara göre belirlenmektedir.
Dava 6217 sayılı Kanun’la HMK’ya eklenen geçici 3. madde kapsamında kaldığından bozma 1086 sayılı HUMK’nın 429. maddesine göre yapılmış ve karar düzeltme yolu açık bırakılmıştır.
💬 Soru ve cevaplar
Davacı döviz istediği hâlde neden Türk Lirası hükmüyle bağlı kaldı?
Kurula göre davacı, Türk Lirası üzerinden kurulan 17.12.2020 tarihli hükmün onanmasına karşı karar düzeltme yoluna başvurmamıştır. Bu tutum tasarruf ilkesi gereğince hükmün benimsenmesi olarak kabul edilmiş ve davalı lehine usuli kazanılmış hak doğduğu sonucuna varılmıştır.
Usuli kazanılmış hak hangi durumlarda uygulanmaz?
Kararda sayılan istisnalar; bozmaya uyulduktan sonra çıkan içtihadı birleştirme kararı, geçmişe etkili yeni kanun, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm, harç, maddi hata ve kamu düzenine ilişkin konulardır. Somut olayda bu istisnalardan hiçbiri bulunmamıştır.
Katılma alacağı davası varken ortak hesap için ayrı dava görülebilir mi?
Bu dosyada Kurul, katılma alacağı davasında yalnız taşınmazların ve ziynet eşyasının dava konusu edildiğini, müşterek hesabın bu davanın kapsamında olmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle hesaba ilişkin alacak davasının o dosyayı beklemesine gerek görülmemiştir. Kapsamı farklı olan dosyalarda değerlendirme değişebilir.
Bu karardan sonra dosya hangi aşamaya geçer?
Direnme kararı para birimi yönünden bozulduğundan dosya ilk derece mahkemesine dönecektir. Mahkemenin, Özel Dairenin bozma kararı ve Hukuk Genel Kurulunun gerekçesi doğrultusunda yeniden hüküm kurması söz konusu olacaktır. Kararda, tebliğden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolunun açık olduğu da belirtilmiştir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, serinin diğer yazıları Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Değerlendirme, boşanan eşler arasında müşterek döviz hesabından çekilen paraya ilişkin alacak davasında verilen tek bir karara dayanır; yargılama süreci, kanun yolu başvuruları ve diğer davaların kapsamı farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



