Emsal Kararlarİş Hukuku

Yurt Dışı Şantiyede Grup Şirketi – Yargıtay 9. HD 2026/2627

Yurt dışındaki bir inşaat şantiyesine Türkiye’den götürülen işçi, ücretini alamadığında kime dava açacağı sorusuyla karşılaşır. Bordroda yabancı bir şirketin adı yazar, işe alım Türkiye’deki bir firma üzerinden yapılmıştır, şantiye ise başka bir ülkededir. Üstelik davalı taraf, uyuşmazlığa hangi ülkenin hukukunun uygulanacağı konusunda da itiraz yöneltebilir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, bu iki soruyu birlikte ele aldığı kararında, bölge adliye mahkemesinin grup şirketleri arasındaki organik bağa dayanan sorumluluk kabulünü yerinde bulmuş ve yabancı unsurlu iş sözleşmelerinde zımni hukuk seçiminin nasıl anlaşılacağını açıklamıştır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 26.03.2026 tarihli ve E.2026/678, K.2026/2627 sayılı kararıyla, yurt dışı şantiyede çalışan işçinin ücret alacağından her iki davalı şirketin de sorumlu tutulmasına ilişkin bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır. Daire, davalı taraf en geç cevap dilekçesiyle yabancı hukukun uygulanmasını istemediğinde uyuşmazlığa Türk hukukunun zımnen seçilmiş sayılacağını belirtmiştir.

Kısa özet: İşçi, yurt dışı şantiyesinde çalıştığını ve ücretinin eksik veya geç ödenmesi gibi nedenlerle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek ödenmeyen ücret alacağını talep etmiştir. İlk derece mahkemesi yalnızca bir davalı şirketi sorumlu tutmuş, diğer şirket yönünden davayı reddetmiştir. Bölge adliye mahkemesi, ticaret sicili kayıtları, ortak adresler, yönetim kurulu yapısı ve tanık beyanını birlikte değerlendirerek şirketler arasında organik bağ bulunduğunu kabul etmiş ve davayı her iki davalı yönünden kabul etmiştir. Yargıtay, MÖHUK m.24/1 çerçevesinde Türk hukukunun zımnen seçildiğini belirterek kararı onamıştır.

🏗️ Şantiyeden mahkemeye: dosyanın arka planı

Dava dilekçesine göre işçi, davalılar nezdinde 09.07.2018 ile 11.02.2019 tarihleri arasında yurt dışındaki bir şantiyede çalışmıştır. İşçi, ücretinin eksik veya geç ödenmesi gibi sebeplerle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürmüş ve ödenmeyen ücret alacağının tahsilini istemiştir.

Davalı taraf iki şirketten oluşmaktadır. Bunlardan biri Türkiye’de faaliyet gösteren bir inşaat taahhüt anonim şirketidir. Cevap dilekçelerinde davalılardan biri husumet itirazında bulunarak işçiyle aralarında iş ilişkisi olmadığını savunmuş; diğeri de işçinin kendi şirketinde çalışmasının bulunmadığını ileri sürmüştür. Davalıların hiçbiri cevap aşamasında uyuşmazlığa yabancı bir ülke hukukunun uygulanması gerektiğini ileri sürmemiştir. Bu ayrıntı, Yargıtay kararının temel dayanaklarından biri hâline gelmiştir.

Karar metninde şirket unvanları anonimleştirilmiştir. Temyiz dilekçesinde ise davalılardan birinin, bir Suudi Arabistan şirketiyle bağlantısı bulunmadığını ve bu şirketin internet sitesinde yüzde yüz Suudi sermayeli olarak tanıtıldığını ileri sürdüğü görülmektedir.

  • İlk derece mahkemesi: İstanbul 7. İş Mahkemesi, E.2019/377, K.2021/177.
  • İstinaf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi, E.2021/1860, K.2025/1511.

🔀 İlk derece ile istinaf arasındaki ayrışma

İlk derece mahkemesi, bordrolar ve işçinin kimlik kartındaki logo üzerinden işverenin kim olduğunu belirlemeye çalışmıştır. Mahkeme, bir genel kurul kararıyla davalı şirketlerden birinin öz kaynaklardaki yüzde elli payını devrettiğini, bu şirketin işçinin çalışmaya başladığı tarihten önce, 2005 yılında ilgili yapıyla bağlantısını kestiğini tespit etmiştir. Şirketler arasında bir bağ bulunmakla birlikte, ortak istihdam veya birlikte sorumluluğu gerektiren bir organik bağın ispat edilmediği sonucuna varılmıştır. Diğer davalının sunduğu ibraname ile yurda giriş ve çıkış kayıtları esas alınarak hizmet süresi belirlenmiş; dava yalnızca bu davalı yönünden kabul edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesi ise aynı delillerden farklı bir sonuca ulaşmıştır. İstinaf kararında şu olgular sıralanmıştır:

  • İşçinin ücret bordrolarında ve ibranamede aynı şirket isminin yer alması,
  • Ticaret Sicili Gazetesi ilanlarına göre davalı şirket ile dava dışı holding arasındaki ortaklık ilişkileri,
  • Yönetim kurulu başkanlığını üstlenen şirketlerin adreslerinin holdingin adresiyle aynı olması ve bir birleşme işlemi,
  • İnternet sitesinde davalı şirketin grubun inşaat şirketi olarak tanıtılması,
  • Davacı tanığının, işçileri Türkiye’deki şirketin temin ettiğini ancak grubun çalışanı olduklarını bilerek gittiklerini anlatan beyanı.

Bu olgular birlikte değerlendirilerek davalı inşaat taahhüt şirketinin diğer şirketle organik bağ içinde bulunduğu ve işçilik alacaklarından sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Davalının istinaf başvurusu esastan reddedilmiş, davacının istinaf başvurusu kabul edilerek dava her iki davalı yönünden kabul edilmiştir.

📎 Karar metni: Kararın tam metni Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanmıştır; taraf ve şirket adları kaynakta anonimdir.

⚖️ Yargıtay’ın değerlendirmesi

Kararı her iki davalı şirket temyiz etmiştir. Daire, uyuşmazlığı iki başlıkta tanımlamıştır: uygulanacak hukuk ve dava konusu alacaklardan davalıların sorumlu olup olmadığı.

Uygulanacak hukuk bakımından Daire, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 24/1 hükmüne dayanmıştır. Bu hükme göre sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açıkça seçtikleri hukuka tabidir; sözleşme hükümlerinden veya hâlin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılabilen hukuk seçimi de geçerlidir. Daire, somut dosyada Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığını belirtmiştir.

Sorumluluk bakımından ise Daire ayrıntılı bir gerekçe yazmamış; bölge adliye mahkemesi kararının, tarafların iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uygulanması gereken hukuk kurallarına, ispat kurallarına ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olduğunu ifade etmiştir. Bu sebeple istinafın organik bağ tespitine dayanan sonucu, Yargıtay denetiminden geçmiş olarak kesinleşmiştir. Temyiz edilen karar HMK m.370/1 uyarınca oy birliğiyle onanmıştır.

🌐 Zımni hukuk seçimi: cevap dilekçesinin önemi

Kararın en çok alıntılanabilecek bölümü, zımni hukuk seçimine ilişkin ölçüttür. Daireye göre yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinde, Türk hukukuna göre açılmış bir davada:

  1. Davalı taraf en geç cevap dilekçesiyle yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunmamışsa, veya
  2. Taraflar en geç ön inceleme duruşmasında hukuk seçimi konusunda anlaşmamışsa,

uyuşmazlığa uygulanacak hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçildiği kabul edilir.

Bu yaklaşımda yabancı hukuk itirazı için belirleyici aşama davanın başlangıcıdır; Daire, cevap dilekçesi ve ön inceleme duruşmasını sınır olarak göstermiştir. Somut dosyada davalılar cevap aşamasında husumet ve iş ilişkisinin yokluğu savunmalarına dayanmış, yabancı hukuk itirazında bulunmamıştır. Temyiz aşamasında şirketin yabancı sermayeli olduğunun ileri sürülmesi, uygulanacak hukuk bakımından sonucu değiştirmemiştir.

Kararda MÖHUK’un iş sözleşmelerine özgü 27. maddesine ayrıca değinilmemiştir. Daire, taraf iradesine dayanan hukuk seçimini düzenleyen 24/1 hükmünü esas almış ve seçimin usul davranışı üzerinden zımnen gerçekleştiğini kabul etmiştir.

🔗 Organik bağ hangi olgularla kuruldu?

Grup şirketlerinde işçinin kimin işçisi olduğu, bordrodaki unvanla her zaman sınırlı değildir. Bu dosyada ilk derece mahkemesi, pay devri ve bağlantının kesilmesi olgularına ağırlık vererek sorumluluğu tek şirkete yüklemiştir. İstinaf ise ortaklık zinciri, ortak adres, yönetim kurulu yapısı, birleşme, kamuya açık tanıtım bilgileri ve tanık beyanını bir bütün hâlinde değerlendirmiştir.

Karardan çıkan ispat tablosu şöyle özetlenebilir:

  • Belgesel deliller: Bordro, ibraname, kimlik kartı, Ticaret Sicili Gazetesi ilanları ve genel kurul kararları.
  • Kamuya açık bilgiler: Şirketlerin internet sitelerinde grup içindeki konumlarına ilişkin tanıtımlar.
  • Tanık beyanı: İşçilerin hangi şirket aracılığıyla götürüldüğü ve kimin çalışanı olduklarını nasıl bildiklerine ilişkin anlatım.

Yargıtay bu değerlendirmeyi bozma sebebi saymamıştır. Bununla birlikte karar, organik bağ kavramı için genel bir tanım vermemektedir; somut delil durumuna dayalı bir onama niteliğindedir. Aynı işçinin birden fazla işverene karşı talepte bulunduğu farklı bir yapı olan alt işverenlik ilişkisi için serideki belediyede alt işveren muvazaası kararı incelenebilir.

🆕 2025 değişikliğiyle MÖHUK m.27

MÖHUK’un iş sözleşmelerine uygulanacak hukuku düzenleyen 27. maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları, 4.6.2025 tarihli 7550 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle değiştirilmiştir. Güncel metne göre:

  • İş sözleşmeleri, işçinin mutad işyeri hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgari koruma saklı kalmak üzere, tarafların belirledikleri hukuka tabidir.
  • Hukuk seçimi yapılmamışsa, işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukuku uygulanır; işin geçici olarak başka bir ülkede yapılması o yeri mutad işyeri yapmaz.
  • İş birden fazla ülkede devamlı olarak yapılıyorsa, işverenin esas işyerinin bulunduğu ülke hukuku uygulanır.
  • Hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukuk varsa, işin yapıldığı yer hukukunun zorunlu hükümleri hariç olmak üzere bu hukuk uygulanabilir.

İncelenen kararda uygulanacak hukuk, taraf davranışından çıkarılan zımni seçimle belirlendiğinden, 27. maddenin seçim yapılmayan hâllere ilişkin kurallarına geçilmemiştir. Hukuk seçiminin bulunmadığı veya davanın başında yabancı hukuk itirazının yapıldığı dosyalarda ise mutad işyeri ve daha sıkı ilişki ölçütlerinin ayrıca tartışılması gündeme gelebilir.

Ücretin ödenmemesine bağlı fesih ve kıdem uyuşmazlıklarında işçinin kendi fesih beyanının önemi için serideki haklı fesihten önce istifa kararı okunabilir.

💬 Sorular ve cevaplar

Yurt dışında çalışılan bir işte Türk hukuku hangi durumda uygulandı?

Bu kararda Yargıtay, davalı tarafın en geç cevap dilekçesiyle yabancı hukukun uygulanmasını istememesi veya tarafların en geç ön inceleme duruşmasında hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olması hâlinde Türk hukukunun zımnen seçilmiş sayılacağını belirtmiştir. Dosyada davalılar cevap aşamasında böyle bir itirazda bulunmadığından Türk hukuku uygulanmıştır.

Bordroda adı geçmeyen şirket de sorumlu tutulabilir mi?

Somut dosyada bölge adliye mahkemesi, ticaret sicili kayıtları, ortak adres, yönetim kurulu yapısı, grup tanıtımları ve tanık beyanına dayanarak davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğunu kabul etmiş ve her iki şirketi sorumlu tutmuştur. Yargıtay bu kararı onamıştır. Sonuç, her dosyadaki delil durumuna göre farklılaşabilir.

Şirketin yabancı sermayeli olduğunun temyizde ileri sürülmesi sonucu değiştirdi mi?

Hayır. Temyiz dilekçesinde bir davalı, Suudi Arabistan şirketiyle bağlantısı olmadığını ve bu şirketin tamamen Suudi sermayeli olduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay, temyiz sebeplerini bozmayı gerektirecek nitelikte görmemiş ve kararı onamıştır.

Karar hangi kanun maddelerine dayanıyor?

Yargıtay, uygulanacak hukuk konusunda 5718 sayılı MÖHUK’un 24/1 hükmüne, bozma sebeplerinin sınırı bakımından HMK m.371’e, onama bakımından ise HMK m.370/1’e dayanmıştır. İşçilik alacağının kalemleri ve tutarı Yargıtay kararında yer almamaktadır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, serinin diğer kararları Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan karar metninden derlenmiştir. Karar bir onama kararıdır ve organik bağa ilişkin değerlendirme somut dosyadaki belgelere ve tanık beyanına dayanmaktadır. Yabancı unsurlu iş sözleşmelerinde uygulanacak hukuk; tarafların hukuk seçimine, usul davranışlarına, işin yapıldığı yere ve güncel MÖHUK hükümlerine göre her dosyada ayrıca değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu