Şifreyle Hesap Boşaltma Suç Vasfı – Yargıtay 2. CD 2026/1369

Aynı olay, aynı deliller, aynı mağdur; ama dört ayrı makam, üç ayrı suç tanımı. Telefonda kendini kurum görevlisi olarak tanıtan kişiye şifresini veren bir vatandaşın hesabından para aktarılması hâlâ tek bir cevaba kavuşmuş değil. Savcılık bu eylemi nitelikli dolandırıcılık, ilk derece mahkemesi banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, bölge adliye mahkemesi ise bilişim sistemleri kullanılarak hırsızlık saymıştır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 02.02.2026 tarihli ve E.2022/9201, K.2026/1369 sayılı kararıyla bu tartışmayı oy çokluğuyla bir üst kurula taşımıştır.
Kararın sonuç kısmı kısa, karşı oyu ise ayrıntılıdır; yazıda her ikisi karar metnindeki ifadelere sadık kalınarak ele alınmaktadır.
📞 Telefonla gelen “iade” vaadi
Karşı oyda özetlenen olay şöyledir: Bir kadın, kendisini bir kurumun görevlisi olarak tanıtarak mağduru aramış ve hayat poliçesi için ödediği paraların iadesi amacıyla kendisine gönderilen şifreyi ve güvenlik numaralarını istemiştir. Mağdur, poliçede bulunan kullanılmamış paranın hesabına geleceğini düşünerek bilgileri aktarmıştır.
Görüşme bir cumartesi günü yapılmıştır. Yaklaşık iki saat sonra ATM’den hesabını kontrol eden mağdur, hesabına para gelmediğini, tam tersine hesabından 5 kez 970,00 TL tutarında başka hesaplara havale yapıldığını görmüştür. Müşteri hizmetlerini aradığında adına 15.000,00 TL kredi çekildiğini ve bu kredinin önce hesabına, ardından başka bir hesaba aktarıldığını öğrenmiştir.
Temyiz eden sanık ise olayla ilgisinin bulunmadığını, kartını tanıdıklarına emaneten verdiğini ve bu olay nedeniyle kendisinin de dolandırılıp mağdur edildiğini ileri sürmüştür.
🔀 Dört makam, üç suç vasfı
Karşı oyda süreç şöyle anlatılmaktadır:
- Cumhuriyet Başsavcılığı: Eylemi TCK m.158/1-f kapsamında, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık olarak nitelendirip kamu davası açmıştır.
- İlk derece (ağır ceza) mahkemesi: Eylemin TCK m.245/1’deki banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu oluşturduğu gerekçesiyle mahkûmiyet kararı vermiştir.
- Bölge adliye mahkemesi 8. Ceza Dairesi: 19.02.2019 tarihli ve 2018/352 E., 2019/204 K. sayılı kararıyla hükmü kaldırmış, eylemi TCK m.142/2-e’deki bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık saymıştır.
- Yargıtay 2. Ceza Dairesi: 30.11.2020 tarihli ve 2020/20635 E., 2020/13840 K. sayılı ilamıyla eylemin TCK m.158/1-f’deki dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gerekçesiyle bozma kararı vermiştir.
- Bölge adliye mahkemesi: 09.03.2021 tarihli ve 2021/129 E., 2021/496 K. sayılı kararıyla önceki görüşünde direnmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinde de eylemin TCK m.158/1-f kapsamında dolandırıcılık olduğu görüşüyle bozma istenmiştir. Daire, 02.02.2026 tarihinde direnme kararını yerinde görmemiş; önceki bozma kararının düzeltilmesine yer olmadığına ve dosyanın CMK m.307/4 uyarınca direnme kararını incelemek üzere Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine oy çokluğuyla karar vermiştir. Son söz Ceza Genel Kuruluna aittir.
⚖️ Üç suç tipinin kanuni unsurları
Karşı oyda yan yana konulan maddelerin çekirdek unsurları şöyledir:
- Dolandırıcılık (TCK m.157/1, nitelikli hâli m.158/1-f): Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp onun veya başkasının zararına olarak kendisine veya başkasına yarar sağlamak. Kanun gerekçesine göre bilişim sistemleri ile banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması, bu kurumlara duyulan güven nedeniyle nitelikli hâl sayılmıştır.
- Hırsızlık (TCK m.141/1, nitelikli hâli m.142/2-e): Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır malı, yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak. Karşı oydaki ifadeyle, mağdurun haberi ve rızası olmaksızın malvarlığından bir şeylerin eksiltilmesi.
- Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (TCK m.245/1): Başkasına ait bir banka veya kredi kartını her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimsenin, kart sahibinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak yarar sağlaması.
- Kişisel verileri ele geçirme (TCK m.136): Kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişinin cezalandırılması.
Ayrım çizgisi, özünde rıza ve tasarruf kavramları üzerinden çizilmektedir. Dolandırıcılıkta mağdur, iradesi hile ile sakatlanmış olsa da malvarlığını kendisi azaltan işlemi yapar veya onaylar; hırsızlıkta ise malvarlığındaki eksilme, mağdurun hiçbir iradesi bulunmadan failin kendi hareketiyle gerçekleşir.
🧭 Karşı oyun iki aşamalı analizi
Karşı oy yazan iki üye, olayı tek bir hareket olarak değil, birbirini izleyen iki ayrı aşama olarak incelemek gerektiğini savunmuştur.
Birinci aşama, bilgilerin ele geçirilmesidir. Mağdur, banka görevlisi sıfatıyla yapılan arama nedeniyle hataya düşürülmüş ve şifresi ile güvenlik bilgilerini vermiştir. Karşı oya göre dolandırıcılığın ilk iki unsuru, yani mağduru kandırabilecek nitelikte hileli davranış ve bu hilenin mağduru aldatması, bu aşamada gerçekleşmiştir. Ancak mağdurun bu aşamada verdiği şey para değil, bilgidir. Karşı oydaki ifadeyle: “Yani mağdur hesabından bir başkasına transfer yapılmak üzere aldatılmamıştır. Tam tersine hesabına para iadesi yapılacağı yalanı ve hilesiyle şifresi elde edilmiştir.” Üyeler, buraya kadarki eylemin olsa olsa TCK m.136’daki kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme suçunu oluşturabileceğini belirtmiştir.
İkinci aşama, paranın aktarılmasıdır. Havaleler ve kredi kullanımı, mağdurdan habersiz, failler tarafından ikinci bir işlemle yapılmıştır. Karşı oyun kilit cümlesi şudur: “Mağdurun bu transferden haberi bile yoktur, bu transfer için hileli dahi olsa bir onay iradesi de yoktur.” Bu nedenle üyelere göre dolandırıcılığın üçüncü unsuru olan, aldatılan mağdurun iradesiyle yarar sağlanması gerçekleşmemiştir.
Karşı oy, hile ile eve girilip eşyanın yeri öğrenildikten sonra rıza dışı alınmasının hırsızlık, mağdurun ikna edilip eşyayı bizzat teslim etmesinin dolandırıcılık sayıldığı yerleşik ayrımı hatırlatmış ve eldeki olayı birinci türe benzetmiştir.
Daire çoğunluğunun gerekçesi karar metninde ayrıca açıklanmamıştır. Karşı oyda yalnızca çoğunluğun direnme kararını hatalı bulduğu ve eylemin dolandırıcılık suçunu oluşturduğunu kabul ettiği aktarılmaktadır.
📚 Karşı oyda anılan önceki kararlar
Karşı oy, görüşünü dayandırdığı içtihatları ayrıntılı biçimde sıralamıştır:
- Ceza Genel Kurulunun, internet şifresi kırılan şirket hesabından havale yapılan olayda, transferin sanıkça bizzat yapılması nedeniyle TCK m.142/2-e’yi uyguladığı kararı,
- Ceza Genel Kurulunun 25.11.2014 tarihli ve 2013/448 E., 2014/524 K. sayılı, şifresi ele geçirilen hattan rıza dışı kontör transferine ilişkin kararı,
- 15. ve 8. Ceza Dairelerinin, internet bankacılığı yoluyla EFT ve kredi kartından para çekilmesini TCK m.142/2-e kapsamında gören kararları,
- 2. Ceza Dairesinin, hesaptan havalenin TCK m.244/4 değil m.142/2-e kapsamında olduğunu kabul eden önceki kararı.
Buna karşın Daire çoğunluğu ve tebliğname, dolandırıcılık nitelendirmesinde ısrar etmiştir. Hırsızlık ile dolandırıcılık arasındaki rıza ayrımının ATM’de yaşanan fiziksel bir olayda nasıl uygulandığı için serideki Ceza Genel Kurulunun suç vasfına ilişkin kararı ve ATM’de unutulan kartla para çekilmesine ilişkin karar karşılaştırılabilir.
🔍 Nitelendirmede belirleyici olgular
Bu karar ve anılan içtihatlar birlikte okunduğunda, eylemin hangi suç tipine gireceğini belirlemede şu olguların öne çıktığı görülmektedir:
- Parayı hareket ettiren işlemi kimin yaptığı: Havale veya EFT talimatını mağdurun kendisi mi verdi, yoksa ele geçirilen bilgilerle fail mi gerçekleştirdi?
- Mağdurun işleme onay verip vermediği: Karşı oyda, mağdurun transferden haberinin dahi olmadığı özellikle vurgulanmıştır.
- Mağdur adına kredi kullandırılması: 15.000,00 TL’lik kredinin mağdurun bilgisi dışında çekilip başka hesaba aktarılması, zararın yalnızca mevcut bakiyeyle sınırlı kalmadığını ve mağdur adına yeni bir borç doğurulduğunu göstermektedir.
- Hilenin neye yöneldiği: Hilenin paranın teslimini mi, yoksa yalnızca bilgilerin elde edilmesini mi hedeflediği, karşı oyun ayrım ölçütüdür.
🆕 Ceza aralıkları ve 2026 değişikliği
Nitelendirme doğrudan cezanın miktarını etkiler. Kanun metinlerine göre:
- TCK m.158/1-f: Üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası öngörülmüş; (f) bendi yönünden hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezası suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.
- TCK m.142/2-e: Beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
- TCK m.245/1: Üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası öngörülmüştür.
Bu farklar, Ceza Genel Kurulunun vereceği kararın uygulamadaki önemini ortaya koymaktadır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki TCK m.158’e, 16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle dördüncü fıkra eklenmiştir. Buna göre dolandırıcılık suçlarına iştirakin, haksız menfaat amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdindeki hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi veya araçları başkasına vermekle sınırlı kalması hâlinde ceza yarı oranında indirilir. İnceleme konusu kararda bu yeni hükme atıf bulunmamaktadır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Merak edilenler
Yargıtay 2. Ceza Dairesi bu dosyada eylemi hangi suç saydı?
Daire çoğunluğu, eylemin TCK m.158/1-f’deki nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu görüşündedir. Bölge adliye mahkemesinin hırsızlık yönündeki direnme kararını yerinde görmeyerek dosyayı Ceza Genel Kuruluna göndermiştir. Kesin sonuç Genel Kurul kararıyla belli olacaktır.
Karşı oy neden hırsızlık dedi?
Karşı oy yazan üyelere göre mağdur yalnızca şifre ve güvenlik bilgilerini vermek konusunda aldatılmış, para transferine ise hiçbir şekilde onay vermemiştir. Transferleri failler, mağdurdan habersiz ikinci bir işlemle yaptığı için eylem rıza dışı alma niteliğinde görülmüş ve TCK m.142/2-e kapsamında değerlendirilmiştir.
Banka kartının kötüye kullanılması suçu neden kabul görmedi?
İlk derece mahkemesi eylemi TCK m.245/1 kapsamında değerlendirmişti. Ancak hem bölge adliye mahkemesi hem de Yargıtay Dairesi bu nitelendirmeyi benimsememiş, tartışma dolandırıcılık ile bilişim yoluyla hırsızlık arasında yoğunlaşmıştır. Olayda paranın havale ve kredi kullanımı yoluyla hesaptan aktarılması bu değerlendirmede öne çıkmıştır.
Direnme kararı üzerine dosya neden Ceza Genel Kuruluna gitti?
CMK m.307 uyarınca bölge adliye mahkemesi Yargıtay’ın bozma kararına direnirse, dosya önce kararına direnilen daireye gelir. Daire direnmeyi yerinde görmezse, dosyayı incelenmek üzere Ceza Genel Kuruluna gönderir. Bu dosyada da 02.02.2026 tarihli kararla bu yol izlenmiştir.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti Yargıtay 2. Ceza Dairesinin yayımlanmış karar metninden ve karşı oy gerekçesinden aktarılmıştır. Dosya Ceza Genel Kurulunca henüz sonuçlandırılmamış olup her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



