Bankaya Karşı Davada Görev – Yargıtay 11. HD 2026/903

Yurt dışındaki “gri paraların” devlet eliyle yurda getirilip küçük işletmelere dağıtılacağı, projeye kabul edilenlerin bir yıl içinde yatırdıkları paranın iki katından fazlasını alacağı anlatılıyor. Yatırımcı bu vaade inanıp bankada hesap açıyor, bir milyon lira yatırıyor; birkaç ay sonra hesap özetine baktığında paranın, kendi imzasını taşımayan bir EFT talimatıyla başka bir kişiye gönderildiğini görüyor. Bankaya karşı açılan davada mahkemeler, yatırımcının parayı bilerek üçüncü kişiye kaptırdığı görüşüyle davayı reddediyor. Ancak dosya Yargıtay’a geldiğinde tartışma bankanın kusurundan önce çok daha temel bir soruda düğümleniyor: Bu davaya hangi mahkeme bakmalıydı?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 11.02.2026 tarihli ve E.2025/3733, K.2026/903 sayılı kararında, mudi ile banka arasındaki bankacılık işleminden doğan tazminat alacağına ilişkin itirazın iptali davasının ticari dava olduğunu, bu nedenle asliye hukuk mahkemesinde değil asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğini belirterek istinaf kararını bozarak kaldırmıştır.
💼 Gri para projesi: vaat nasıl kuruldu?
Dava dilekçesinde anlatılan olaylara göre davacı, bir arkadaşı aracılığıyla tanıştığı bir kişiden, yurt dışındaki gri paraların KOBİ’lere dağıtılmak üzere devlet tarafından getirileceği bir projeden söz edildiğini dinlemiştir. Anlatıma göre suça ve örgüte karışmamış kişiler, yapılacak inceleme sonunda uygun görülürse projeye alınacak; sisteme girmek için belirlenecek banka hesabına yatırılacak 1.000.000,00 TL uluslararası bir sigorta şirketine teminat olarak gösterilecekti. Sistemde bir yıllık ve 60 aylık seçenekler bulunduğu, bir yıllık seçenekte 1.000.000,00 TL karşılığında 2.250.000,00 TL ödeneceği söylenmiş; bilgilerin iletilmesi için ayrıca bir e-posta hesabı açılması istenmiştir.
Davacı bu anlatıma ikna olarak bir banka şubesinde hesap açmış ve 1.000.000,00 TL yatırmıştır. Ardından hesabın “takibe alındığı” gerekçesiyle projeye kabul edilmediği söylenmiş, para başka bir şubedeki hesaba aktarılmış ve 07.09.2017 tarihinde yeniden havale yapılmıştır. 10.01.2018 tarihinde hesaba yatırılması gereken 243.000,00 TL gelmeyince davacı irtibat kurduğu kişiyi aramış, kendisine “sistemde sıkıntı olduğu” ve ödemelerin gecikeceği söylenmiştir.
Davacı, e-posta adresine gönderilen hesap özetinde projeye katılmak için yatırdığı paranın çekildiğini görmüş; şubeye gittiğinde paranın 12.09.2017 tarihli, kendisine ait olmayan imzayı taşıyan bir EFT talimatıyla başka bir kişiye aktarıldığını öğrenmiştir. Davacıya göre bu yüksek tutarlı işlem sırasında kendisi aranarak onay alınmamıştır. Olayla ilgili soruşturma sonunda İstanbul Anadolu 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/184 Esas sayılı dosyasında kamu davası açılmış; davacı, şüphelilerden birinin banka görevlisi olduğunu ve sahte talimatları bilerek işleme koyduğunun belirlendiğini ileri sürmüştür. Bankanın şikâyeti üzerine davacı da aynı soruşturmada şüpheli olarak incelenmiş, hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
Davacı, paranın iadesi için bankaya başvurmuş, sonuç alamayınca bankaya karşı ilamsız icra takibi başlatmış; takibe itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali davası açmıştır.
🏦 Bankanın savunması ve derece mahkemeleri
Davalı banka; davacı hakkındaki takipsizlik kararının kaldırıldığını, EFT talimatına teyit kaşesinin servis yetkilisi tarafından basıldığını, davacının hesabından yapılan EFT’den sonra karşı hesaptan davacının hesabına havale geldiğini ve bu tutarın davacı tarafından nakit çekildiğini savunmuştur. Bankaya göre davacı, dava dışı kişilerle birlikte organize biçimde hareket etmiş ve bankayı dolandırma kastı taşımıştır.
İstanbul Anadolu 14. Asliye Hukuk Mahkemesi (2020/366 E., 2023/991 K.) davayı reddetmiştir. Gerekçeye göre davacı, devlet destekli olduğu söylenen bir projeye yatırılmak üzere parayı banka çalışanına göndermiş; parayı bankanın hesabına değil üçüncü kişiye gönderdiğini bilmektedir. Mahkeme, bankanın çalışanının şahsi parasal ilişkilerinden sorumlu tutulamayacağını ve davacının banka ile zarar arasındaki illiyet bağını ispatlayamadığını kabul etmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi (2024/1475 E., 2025/1570 K.) ise bankaya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı ve davanın kabulünü gerektirecek nitelikte delil sunulmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. İki derece mahkemesi de uyuşmazlığı esastan çözmüş, görev konusunu ayrıca tartışmamıştır.
⚖️ Yargıtay’ın bozma gerekçesi
Dosya, davacı vekilinin duruşmalı temyiz istemiyle Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gelmiş; 10.02.2026 tarihinde taraf vekilleri dinlenmiş, karar 11.02.2026 tarihinde verilmiştir. Daire uyuşmazlığı, “davacının davalı bankada bulunan hesabından sahte EFT talimatı ile para transferi yapıldığı iddiasıyla oluşan zararın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davası” olarak nitelendirmiştir.
Gerekçenin omurgası şu adımlardan oluşur:
- HMK m.1 uyarınca mahkemelerin görevi kanunla belirlenir.
- TTK m.4 gereğince Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır; TTK m.5/1 uyarınca, aksine hüküm bulunmadıkça, dava değerine bakılmaksızın ticari davalara asliye ticaret mahkemesi bakar.
- Mudi ile banka arasındaki bankacılık işleminden kaynaklanan alacağın veya tazminatın tahsili için açılan itirazın iptali davası ticari dava niteliğindedir ve bu davaya asliye hukuk mahkemesinin bakacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır.
- Bölge Adliye Mahkemesi, HMK m.353/1-a-3 kapsamında ilk derece mahkemesinin görevi hakkında olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapmamıştır; görev yargılamanın her aşamasında re’sen gözetileceğinden konu temyizde incelenmiştir.
Sonuçta Daire, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı bozarak kaldırmış, dosyanın HMK m.373/1 uyarınca ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine oy birliğiyle karar vermiştir. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının ise bozma sebebine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.
🧩 Bankacılık işlemi neden ticari davadır?
Kararın dayandığı TTK m.4/1, ticari davaları iki grupta toplar: her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili davalar ile tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın ticari sayılan davalar. İkinci gruba giren hâller arasında (f) bendinde “bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan” davalar da sayılmıştır. Bu nedenle davacının tacir olmaması, uyuşmazlığın bankacılık işleminden kaynaklanması karşısında sonucu değiştirmemektedir.
- Dava türü belirleyici değil: Uyuşmazlık itirazın iptali davası şeklinde açılmıştır; ancak görev, takibe konu alacağın kaynağına bakılarak belirlenmiştir. Alacağın kaynağı mudi ile banka arasındaki bankacılık işlemidir.
- Tutar önemsiz: TTK m.5/1, asliye ticaret mahkemesinin görevini dava değerinden bağımsız kılar.
- Görev bir dava şartıdır: HMK m.114/1-(c) mahkemenin görevli olmasını dava şartları arasında sayar; HMK m.115/1’e göre mahkeme dava şartlarını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar görev itirazında bulunmamış olsa da Yargıtay konuyu ele almıştır.
- İstinafın atladığı nokta: Daire, Bölge Adliye Mahkemesinin HMK m.353/1-a-3’e göre görev yönünden bir değerlendirme yapmadığını özellikle vurgulamıştır.
Kararda davacının tüketici sıfatı ya da tüketici mahkemesinin görevi ayrıca tartışılmamıştır; Daire, asliye hukuk ile asliye ticaret mahkemesi arasındaki görev ilişkisini esas almıştır.
🔎 Esasa girilmeyen sorular: kusur, illiyet ve ceza dosyası
Kararın doğru okunması için bir noktanın altını çizmek gerekir: Yargıtay, bankanın sahte EFT talimatı nedeniyle sorumlu olup olmadığı hakkında bir sonuca varmamıştır. Derece mahkemelerinin “davacı parayı bilerek üçüncü kişiye gönderdi” ve “illiyet bağı ispatlanamadı” şeklindeki kabulleri, görev nedeniyle verilen bozma sonucunda ortadan kalkmış; bu değerlendirmeler görevli mahkemede yeniden yapılacaktır.
Dosyada görevli mahkemenin önüne gelecek başlıca tartışmalar karar metninden şöyle izlenebilir:
- Talimattaki imza: Davacı, 12.09.2017 tarihli EFT talimatındaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmektedir. Banka ise talimata teyit kaşesinin servis yetkilisince basıldığını savunmaktadır.
- Paranın akışı: Banka, EFT’den sonra karşı hesaptan davacıya havale yapıldığını ve bu tutarın davacı tarafından nakit çekildiğini ileri sürmüştür. Bu savunma, zarar miktarı ve davacının iradesi bakımından belirleyici olabilecek bir olgudur.
- Banka görevlisinin rolü: Davacıya göre sahte talimatları işleme koyan kişi banka görevlisidir. İlk derece mahkemesi ise bu kişinin davacıyla “şahsi parasal ilişkisinden” bankanın sorumlu tutulamayacağını kabul etmişti. Bu iki yaklaşım arasındaki fark, görevlinin eyleminin bankacılık işlemi sırasında mı yoksa bankanın faaliyeti dışında mı gerçekleştiği sorusunda düğümlenmektedir.
- Ceza yargılaması: Olayla ilgili ağır ceza mahkemesinde açılmış bir kamu davası bulunduğu dava dilekçesinde belirtilmiştir. Ceza dosyasında toplanan delillerin hukuk davasına nasıl yansıyacağı da görevli mahkemenin değerlendirmesine kalmıştır.
Sahte talimatla yapılan havalelerde bankanın özen yükümlülüğünün esastan tartışıldığı bir başka örnek için serideki sahte imzalı havale talimatı kararı, internet bankacılığı üzerinden gerçekleşen dolandırıcılıkta banka sorumluluğu için Hukuk Genel Kurulu kararı incelenebilir.
🧭 Kararın yatırım mağdurları açısından anlamı
Yüksek getiri vaadiyle toplanan paraların banka kanalıyla el değiştirdiği dosyalarda, mağdurlar çoğu zaman hem paranın alıcısına hem de işlemi gerçekleştiren bankaya yönelir. Bu kararın gösterdiği husus, bankaya yöneltilen talep bakımından görev meselesinin en baştan doğru kurulmasının yargılamanın süresini doğrudan etkilediğidir. Somut olayda 2017’de gerçekleşen işlemler için 2020’de açılan dava, iki derecede esastan incelendikten sonra 2026’da görev nedeniyle yeniden ilk derece aşamasına dönmüştür.
Karar ayrıca, yatırım vaadinin niteliği ile bankanın hukuki konumunun birbirinden ayrı değerlendirildiğini gösterir. Vaadin gerçekdışı olması, paranın kimin hesabından hangi talimatla çıktığı sorusunu cevapsız bırakmaz; bu ikinci soru mudi ile banka arasındaki ilişkiye ait olduğundan, uyuşmazlık ticari dava rejimine tabi tutulmuştur. Yatırım amaçlı transferlere ilişkin usul sorunlarının ele alındığı bir başka karar için serideki kripto borsasında tahkim şartı kararı okunabilir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Yargıtay bu kararda bankayı sorumlu tuttu mu?
Hayır. Daire yalnızca görev yönünden bozma yapmış, bankanın kusuru ve illiyet bağına ilişkin temyiz itirazlarını “şimdilik” incelememiştir. Bankanın sorumluluğu, dosyanın gönderileceği görevli mahkemede değerlendirilecektir.
Davacı tacir değilse dava yine ticari dava sayılır mı?
Kararda, mudi ile banka arasındaki bankacılık işleminden doğan alacağa ilişkin davanın ticari dava olduğu kabul edilmiştir. TTK m.4/1-(f), bankalara ve finansal kurumlara ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan davaları, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava sayar.
Taraflar görev itirazında bulunmadıysa ne olur?
Görev, HMK m.114/1-(c) uyarınca bir dava şartıdır ve HMK m.115/1 gereğince mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır. Bu dosyada da görev, Yargıtay tarafından re’sen ele alınmıştır.
Dosya neden bölge adliye mahkemesine değil ilk derece mahkemesine gönderildi?
Daire, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı bozarak kaldırmış ve HMK m.373/1 uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Görev eksikliği ilk derece mahkemesinin kararından kaynaklandığı için yargılama o aşamadan yeniden ele alınacaktır.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yayımlanmış temyiz kararından aktarılmıştır. Dava dilekçesinde ve savunmada ileri sürülen olgular tarafların iddialarıdır; Yargıtay bu olgular hakkında esastan bir değerlendirme yapmamıştır. Her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



