Emsal KararlarMarka ve Fikri Mülkiyet Hukuku

Markada 5 Yıl Sessiz Kalmak – Yargıtay 11. HD 2026/3058

Yurt dışında bir asırdan uzun geçmişi olan bir şirket, Türkiye’de kendi adını taşıyan bir markanın başkası adına tescil edildiğini yıllar sonra dava konusu yaparsa ne olur? Marka hukukunda zaman, yalnızca başvuru tarihleri arasındaki öncelik yarışını değil, hak sahibinin ne kadar süre hareketsiz kaldığını da ölçer. Sınai Mülkiyet Kanunu, bilerek veya bilmesi gerekirken beş yıl boyunca sessiz kalan marka sahibinin hükümsüzlük talebini sınırlandırmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 01.06.2026 tarihli ve E.2025/6220, K.2026/3058 sayılı kararıyla, bu sınırlamanın uygulandığı bir dosyada marka hükümsüzlüğü, marka hakkına tecavüz ve alan adı iptali taleplerini reddeden, buna karşılık internet sitesindeki yanıltıcı kullanımları haksız rekabet sayan bölge adliye mahkemesi kararını oy birliğiyle ve kesin olarak onamıştır.

Kısa özet: Almanya’da 1900’lü yılların başında kurulan davacı şirketler, 2010 yılında İstanbul’da kurulan davalı şirketin kendi adlarını içeren markayı kötü niyetle tescil ettirdiğini, internet sitesinde kendi tarihçelerini ve bina fotoğraflarını kullandığını ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi, davalının marka tescilinden itibaren yaklaşık 7 yıl, alan adı tahsisinden itibaren yaklaşık 10 yıl sessiz kalındığını ve SMK 25/6’daki beş yıllık sürenin geçtiğini belirterek hükümsüzlük, tecavüz ve alan adı taleplerini reddetmiş; internet sitesindeki bağlantı izlenimi yaratan kullanımları ise TTK 55/1-a-4 kapsamında haksız rekabet saymıştır. İstinaf ve temyiz başvuruları reddedilmiştir.

🗓️ Tarih çizelgesi: 1999’dan 2021’e

Bu dosyada sonucu belirleyen unsur tarihler olduğundan, karar metnindeki tarihleri sırasıyla görmek yararlıdır:

TarihOlay
1999’dan itibarenDavacıların Türkiye distribütörü olduğu ileri sürülen dava dışı şirket, davacıların markalı hırdavat ürünlerini Türkiye’de satmaya başlamıştır (davacı iddiası).
26.07.2010Davalı şirket tescil edilmiştir; ilk ortakları arasında davacı şirketlerle ortaklık ilişkisi bulunan kişiler vardır.
31.01.2011Davalıya ait alan adı tahsis edilmiştir.
02.05.2011Davalının marka tescil başvurusu yapılmıştır.
12.02.2014Davalının markası tescil edilmiştir; tescil 6. sınıftaki hırdavat eşyalarını da kapsamaktadır.
12.11.2020Davacılar davalıya ilk ihtarnameyi göndermiştir.
2021Dava İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açılmıştır (E.2021/134).

İlk derece mahkemesinin hesabına göre marka tescilinden dava tarihine kadar yaklaşık 7 yıl, alan adının tahsisinden dava tarihine kadar ise yaklaşık 10 yıl geçmiştir.

🏭 Davacıların iddiaları ve davalının cevabı

Davacılar vekili, davalı şirketin internet sitesinde davacılarla bağlantılıymış izlenimi vererek faaliyet gösterdiğini, ticaret unvanında davacıların adını kullandığını ve aynı ibareli markayı tescil ettirdiğini ileri sürmüştür. Dava dilekçesine göre:

  • ilk ihtar üzerine davalının sitesinden davacıların sitelerine yapılan yönlendirmeler kaldırılmış, ancak davacıların tarihçesinin tamamı kopyalanarak siteye konulmuştur;
  • ikinci ihtardan sonra site tamamen değiştirilmiş, bu kez davacıların Almanya’da faaliyet gösterdiği binanın resmine yer verilmiştir;
  • davalı şirket 2010 yılında kurulmasına rağmen sitede 130 yılı aşkın deneyimden söz edilmiştir;
  • marka kötü niyetle tescil edilmiştir.

Davacılar, markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini ile alan adından ve içeriğinden kaynaklanan haksız rekabetin tespiti, meni, refi ve hükmün ilanını talep etmiştir.

Davalı ise şirketin ortaklık yapısında Alman ortakların bulunduğunu, davalı şirkette yüzde 5 paya sahip bir ortağın davacı şirketlerin de ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, unvanın kullanılmasına 2010 yılından itibaren onay verildiğini savunmuştur. Davalıya göre uyuşmazlık, davacı şirketlerin ortakları olan kardeşler arasındaki sorunlardan doğmuştur; kendilerine gelen el aletleri taleplerini ve müşterileri doğrudan Almanya’ya ilettiklerinden rekabet söz konusu değildir.

🚫 Hükümsüzlük talebi neden reddedildi?

İlk derece mahkemesi, marka hükümsüzlüğü talebini birden fazla gerekçeyle reddetmiştir. Gerekçeler karar metninde şöyle sıralanmaktadır:

  • Türkiye’de tescil yok: Davacıların Türkiye’de tescilli markası ve tescilli ticaret unvanı bulunmamaktadır. Ticaret unvanları Almanya’da davalının başvurusundan önce tescil edilmiştir, ancak bu Türkiye’deki tescil yokluğunu gidermemiştir.
  • Tescilsiz kullanım ispatlanamadı: İthal edilen ürünlerin Türkiye’de bu markayla satıldığına ve markanın davalının başvuru tarihi olan 02.05.2011’den önce bilinir hâle geldiğine dair delil elde edilememiştir.
  • Tanınmışlık ispatlanamadı: Davacıların markasının tanınmış marka olduğu ispatlanamamıştır.
  • Kötü niyet yok: Davalı markayı, davacı şirketlerin ortağıyla akraba olan Alman ortaklarının bilgisi dahilinde tescil ettirmiş ve o tarihten beri ticari faaliyetinde kullanmıştır. Mahkemeye göre davacıların markalarını kullanmasını engelleme amacı veya güvenin kötüye kullanılması söz konusu değildir; Türkiye’de tescilli olmayan bir markayla benzerlik tek başına kötü niyetli tescile delil olamaz.
  • Beş yıllık süre geçmiş: Davacılar markanın tescil edilmesine ve kullanımına 7 yıl, alan adının kullanımına yaklaşık 10 yıl sessiz kalmış; SMK’nın 25/6. hükmündeki beş yıllık süre geçtikten sonra hükümsüzlük davası açılmıştır.

Mahkeme aynı değerlendirmeyle marka hakkına tecavüz ve alan adının iptali taleplerini de reddetmiştir.

⏳ SMK 25/6: sessiz kalma ile hak kaybı

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 25. maddesinin altıncı fıkrası şu düzenlemeyi içermektedir: Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.

Hükmün yapısında üç unsur öne çıkar:

  • Bilme veya bilmesi gerekme: Sessizlik, sonraki markanın kullanımından haberdar olunan veya haberdar olunması gereken dönem için değerlendirilir. Somut olayda davalı şirketin ilk ortakları arasında davacılarla ortaklık ilişkisi bulunan kişilerin yer alması, bu bakımdan dikkat çekicidir.
  • Birbirini izleyen beş yıl: Sürenin kesintisiz olması gerekir. Dosyada ilk ihtar 12.11.2020 tarihinde gönderilmiş; o tarihe kadar marka tescilinin üzerinden altı yıldan fazla zaman geçmiştir.
  • Kötü niyet istisnası: Sonraki tescil kötü niyetliyse sessiz kalma kuralı uygulanmaz. Bu nedenle mahkemenin kötü niyetin bulunmadığı yönündeki tespiti, beş yıllık süre gerekçesinin işlerlik kazanmasında belirleyici olmuştur.

Kötü niyet istisnası, hükümsüzlük davalarında davacı tarafın en sık başvurduğu argümanlardan biridir. Bu dosyada ise markanın davacı şirketlerin ortağıyla akraba olan ortakların bilgisi dahilinde tescil edildiği ve uzun yıllar fiilen kullanıldığı tespiti, kötü niyet iddiasını zayıflatmıştır. Benzer bir sessizlik değerlendirmesinin telif hukukundaki karşılığı için telifte sessizlik ve men davası yazısına bakılabilir.

🌐 Tarihçe ve bina fotoğrafı: haksız rekabet

Marka ve alan adı taleplerinin reddi, internet sitesinin içeriğini serbest bırakmamıştır. Mahkeme, haksız rekabet talepleri yönünden bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi raporuna göre davalının internet sitesinde:

  • davacı şirketin Almanya’daki binasının fotoğrafı kullanılmış,
  • davacı şirketin tarihçesine yer verilmiştir.

Mahkeme, bu kullanımlar nedeniyle tüketicilerin iki şirket arasında bağlantı bulunduğunu düşünebileceğini, böyle bir bağlantı mevcut olmadığından kullanımların aldatıcı ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu kabul etmiştir. Dayanak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 55/1-a-4. bendidir: başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak haksız rekabet hâllerindendir.

Bu kapsamda verilen hüküm şunları içermektedir:

  • bina fotoğrafını kullanmak, tarihçeye yer vermek ve davacı ile bağlantılı olunduğuna dair açıklamalar yapmak suretiyle haksız rekabette bulunulduğunun tespiti;
  • haksız rekabet teşkil eden maddi durumun ortadan kaldırılması, men ve refi;
  • yanıltıcı izlenim yaratan tüm ifadelerin ve kullanımların internet sitesinden ve arşiv kayıtlarından kaldırılması.

Davacıların fazlaya ilişkin talepleri reddedilmiş, böylece dava kısmen kabul edilmiştir. Karar, marka hakkının kullanılamadığı bir durumda dahi işletmenin kimliğine ve geçmişine ilişkin yanıltıcı sunumların ayrı bir hukuki koruma alanında değerlendirildiğini göstermektedir.

📎 Karar metni: Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin onama ilamı, Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan hâliyle derlenmiştir; taraf ve marka adları kaynakta anonimleştirilmiştir.

⚖️ İstinaf ve temyiz aşaması

İlk derece mahkemesinin 2021/134 Esas, 2023/74 Karar sayılı kararını davacılar vekili istinaf etmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2023/1819 Esas, 2025/941 Karar sayılı kararıyla vakıa ve hukuki değerlendirmede usul ve esas yönünden aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, davayı marka hükümsüzlüğü ile haksız rekabetin tespiti, meni ve refi istemlerine ilişkin olarak nitelendirmiş; ilk derece mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmadığını, istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b(1) maddesi uyarınca esastan reddinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek kararı HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca onamıştır. Karar 01.06.2026 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak verilmiştir.

🧩 Karardan çıkan notlar

  • Yurt dışında köklü bir geçmiş ve yabancı ülkede tescilli unvan, Türkiye’de tescil veya ispatlanmış tescilsiz kullanım yoksa hükümsüzlük talebini tek başına desteklememiştir.
  • SMK 25/6’daki beş yıllık süre, sonraki tescil kötü niyetli değilse hükümsüzlük yolunu kapatmaktadır; kötü niyet tespiti bu nedenle dosyanın kilit noktasıdır.
  • Taraflar arasındaki ortaklık ve akrabalık bağları, tescilin “bilgi dahilinde” yapıldığı yönündeki değerlendirmeyi etkilemiştir.
  • Marka, tecavüz ve alan adı talepleri reddedilse de internet sitesinde başka şirketin tarihçesi ve binası kullanılarak bağlantı izlenimi yaratılması TTK 55/1-a-4 kapsamında haksız rekabet sayılmıştır.
  • Haksız rekabetin ortadan kaldırılması, internet sitesindeki güncel içerikle sınırlı tutulmamış; arşiv kayıtlarını da kapsamıştır.

Alan adı ve marka ilişkisinin farklı bir usul boyutu için alan adında marka kullanımı, önceye dayalı kullanım hakkı için ise gerçek hak sahibinin markası yazıları bu kararla birlikte okunabilir.

❓ Soru-cevap

Beş yıllık sessiz kalma süresi her durumda uygulanır mı?

Hayır. SMK’nın 25/6. hükmü, sonraki tarihli marka tescilinin kötü niyetli olmaması şartına bağlıdır. Ayrıca marka sahibinin sonraki markanın kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi ve bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalması gerekir. Bu dosyada mahkeme kötü niyetin bulunmadığını tespit ettiği için süre gerekçesi sonuca etkili olmuştur.

Yurt dışında tescilli unvan Türkiye’de koruma sağlamadı mı?

Karar metnine göre davacıların ticaret unvanları davalının başvurusundan önce Almanya’da tescil edilmiş olsa da Türkiye’de tescilli bir ticaret unvanı veya markası bulunmamaktadır. Ürünlerin Türkiye’de bu markayla satıldığı ve markanın başvuru tarihinden önce bilinir hâle geldiği de ispatlanamamıştır. Mahkeme bu nedenle önceki hak iddiasını yeterli görmemiştir.

Marka davası reddedilirken haksız rekabet nasıl kabul edildi?

Marka hükümsüzlüğü ile haksız rekabet farklı hukuki dayanaklara sahiptir. Mahkeme markanın sicilde kalmasına engel bir durum görmemiş; ancak internet sitesinde davacının Almanya’daki binasının fotoğrafının, tarihçesinin ve bağlantı izlenimi veren açıklamaların kullanılmasını, gerçekte böyle bir bağlantı bulunmadığı için aldatıcı ve dürüstlük kuralına aykırı bulmuştur. Bu kullanımlar TTK 55/1-a-4 kapsamında değerlendirilmiştir.

Yargıtay kararında ayrıca bir gerekçe yazıldı mı?

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kısa bir onama gerekçesiyle yetinmiştir: uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde ilk derece mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmadığını ve istinaf başvurusunun esastan reddinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle esasa ilişkin değerlendirmeler, ilk derece mahkemesinin karar metninde aktarılan gerekçelerden ibarettir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası üzerinden ulaşım bilgilerine, Emsal Kararlar arşivinden serinin diğer yazılarına erişilebilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Karar Arama sisteminde yayımlanan onama ilamından ve bu ilamda aktarılan ilk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesi gerekçelerinden derlenmiştir. Değerlendirme, Türkiye’de tescilli hakkı bulunmayan, taraflar arasında ortaklık ve akrabalık bağı olan ve hükümsüzlük davasının tescilden yıllar sonra açıldığı somut dosyaya dayanmaktadır; tescil durumu, kullanım delilleri ve kötü niyet olguları farklı olan dosyalarda sonuç değişebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu