Meşru Müdafaa mı Haksız Tahrik mi? – Yargıtay CGK 2025/365

Bir silahlı olayın ardından ceza yargılamasında sorulan en belirleyici soru çoğu zaman “kim ateş etti?” değil, “neden ve hangi ruh hâli içinde ateş etti?” sorusudur. Aynı olay; hukuka uygun bir savunma, kusuru ortadan kaldıran bir panik anı ya da yalnızca cezayı indiren bir öfke patlaması olarak nitelendirilebilir. Bu üç ihtimal arasındaki fark, sanık bakımından beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı ile on yıl hapis cezası arasındaki farka karşılık gelebilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 01.10.2025 tarihli ve E.2022/287, K.2025/365 sayılı kararıyla, borç tahsili için iş yerine gelip tehdit ve hakarette bulunan kişiyi tabancayla öldüren sanık hakkında meşru müdafaa ve TCK m.27/2 kapsamında mazur görülebilecek sınır aşımı koşullarının bulunmadığını, ancak eylemin haksız tahrik altında işlendiğini kabul ederek yerel mahkemenin direnme gerekçesini oy çokluğuyla isabetli bulmuştur.
🔫 Borç tahsili için gelen ziyaretçi ve beş el ateş
Kararda kabul edilen olay örgüsüne göre sanık müteahhitlik yapmaktadır. Yaptığı binanın yapı denetim borcunu ödeyemediği için arsa sahibiyle aralarında anlaşmazlık bulunmaktadır. Ölen kişi ise yapı denetim sorumlusunun kayınbiraderidir; kendisi alacaklı olmadığı hâlde parayı tahsil etmek amacıyla olaydan önce sanığı birçok kez aramış, tanıkların yanında parayı “zorla da olsa” alacağını söylemiştir.
Olay günü öğleden sonra ölen kişi, sanığın satış ofisine sert bir şekilde girmiş; içeride misafir bulunduğu söylenince yan odada beklemiş, misafirler ayrıldıktan sonra sanığın odasına geçmiştir. Borç yüzünden tartışma çıkmış, ölen kişi sanığa yönelik küfürlü sözlerle birlikte öldürme tehdidinde bulunmuştur. Sanık belindeki ruhsatsız tabancayla toplam beş el ateş etmiş; dört atış isabet etmiş, bunlardan yüze ve karına isabet edenler müstakilen öldürücü nitelikte bulunmuştur.
Olay yerine ilk gelen tanık, sanığı şok hâlinde, elleri titreyerek beklerken görmüş; sanık bu tanığa ve daha sonra gelen oğluna sürekli olarak ailesine küfredildiğini söylemiştir. Sanık olay yerinden ayrılmış, on gün sonra tabancasıyla birlikte Cumhuriyet başsavcılığına giderek teslim olmuştur. Ölenin cesedi kaldırılırken bel hizasında, yerde kılıfsız, horozu inik ve atım yatağında mermi bulunmayan bir tabanca görülmüştür.
Sanığın savunması aşamalar arasında değişmiştir. Soruşturmada, ölenin aracından silah alıp döndüğünü, silahı önce ağzına sonra kafasına dayadığını, bunun üzerine korkuyla dizlerine doğru ateş ettiğini söylemiş; kovuşturmada ise buna ek olarak ölenin tetiği çektiğini ancak silahın tutukluk yaptığını ileri sürmüştür.
⚖️ Özel Daire ile yerel mahkeme neden ayrıştı?
Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi 14.10.2015 tarihli ilk hükmünde sanığı kasten öldürme suçundan, haksız tahrik (TCK m.29) ve takdiri indirim (TCK m.62) uygulayarak 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırmıştır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 26.09.2018 tarihinde bu hükmü oy çokluğuyla bozmuştur. Daireye göre ölen kişinin olay günü bir tanığı arayarak sanığın ağzına silah soktuğunu ve parayı nasıl alacağını gösterdiğini söylemesi telefon kayıtlarıyla desteklenmektedir; öldürüleceği korkusuna kapılan sanık, saldırının devamı sırasında ateş etmiştir. Bu nedenle sanık hakkında TCK m.27/2 uyarınca ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerekir.
Yerel mahkeme 13.03.2019 tarihinde bu bozmaya direnmiştir. Direnme gerekçesinde olay yerine ilk gelen tanığın, sanığın kendisine silah çekildiğinden hiç söz etmediğini, yalnızca ailesine küfredildiğini tekrarladığını; ölenin tabancasının bulunduğu yer ve düşüş pozisyonu birlikte değerlendirildiğinde ölenin silahını çekme fırsatı dahi bulamadığını vurgulamıştır. Özel Daire 25.04.2022 tarihinde direnmeyi yerinde görmeyince dosya Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.
Genel Kurulun çözdüğü soru şudur: Sanığın eyleminde TCK m.27/2’de öngörülen meşru savunmada sınırın aşılması şartları var mıdır? Sanık hakkında ayrıca 6136 sayılı Kanun’a muhalefetten kurulan hüküm Özel Dairece onanarak kesinleşmiş olduğundan inceleme yalnızca kasten öldürme hükmüyle sınırlı tutulmuştur.
🧩 Üç ayrı kurum: TCK 25, 27 ve 29
Kararın en öğretici bölümü, birbirine sıkça karıştırılan üç kurumu ayrı ayrı tanımlamasıdır. Genel Kurulun açıklamaları şöyle özetlenebilir:
- Meşru savunma (TCK m.25/1): Kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi ya da tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hâl ve koşullara göre saldırıyla orantılı biçimde defetmek zorunluluğuyla işlenen fiildir. Bir hukuka uygunluk nedenidir; eylem suç olmaktan çıkar ve CMK m.223/2-d uyarınca beraat kararı verilir.
- Sınırın kast olmaksızın aşılması (TCK m.27/1): Fail hukuka uygunluk nedeninin sınırını bilerek aşmamıştır; fiil taksirle de işlenebiliyorsa taksirli suçun cezasından altıda birden üçte bire kadar indirim yapılarak ceza verilir.
- Meşru savunmada mazur görülebilecek sınır aşımı (TCK m.27/2): Yalnızca meşru savunmaya özgüdür. Sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan kaynaklanmışsa faile ceza verilmez; bu durumda karar beraat değil, CMK m.223/3-c uyarınca ceza verilmesine yer olmadığı kararıdır. Genel Kurula göre burada sınırın kasten aşılıp aşılmadığının önemi yoktur.
- Haksız tahrik (TCK m.29): Sona ermiş bir haksız fiilin doğurduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlenmesidir. Kusur yeteneğini azaltır, cezayı indirir; müebbet hapis yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis öngörülür.
Genel Kurul, TCK m.27/2’nin uygulanması için dört şartı sıralamıştır: meşru savunmayla korunabilecek bir hakkın varlığı, saldırıya ilişkin şartların bulunması, orantılılık şartının savunma lehine ihlal edilerek sınırın aşılması ve bu aşımın mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi.
Ayrımın özü psikolojik durumda düğümlenmektedir. Kararda belirtildiği üzere, kişi yalnızca saldırının etkisiyle korkuya ve telaşa kapılarak sınırı aşarsa TCK m.27/2’den yararlanabilir; buna karşılık saldırıdan kaynaklansa bile öfke gibi nedenlerle sınır aşılmışsa bu koruma söz konusu olmaz. Failin amacı saldırıyı defetmekten çok kin duygusunu tatmin etmekse, ancak haksız tahrik gündeme gelebilir. Genel Kurul ayrıca meşru savunmanın objektif, haksız tahrikin ise subjektif bir esasa dayandığını; bu nedenle ikisinin aynı failde bir arada bulunamayacağını hatırlatmıştır.
🔍 Genel Kurul delilleri nasıl tarttı?
Genel Kurul, meşru savunmanın ve mazur görülebilecek sınır aşımının şartlarının oluşmadığı sonucuna tek bir olguyla değil, birbirini destekleyen bulguların bütünüyle ulaşmıştır:
- Ölenin tabancası: Bel boşluğu hizasında yerde bulunmuş, emniyeti kapalı ve atım yatağı boştur. Genel Kurul bundan ölenin tabancasını eline alma fırsatı dahi bulamadığı sonucunu çıkarmıştır.
- Atışların yönü ve sayısı: Toplam beş atış yapılmış, dördü isabet etmiş, ikisi hayati bölgelere yönelmiştir; yüz ve koldaki yaralanmalar uzak atış mesafesindendir. Bu tablo, “dizlere doğru ateş ettim” savunmasıyla örtüşmemiştir.
- Telefon görüşmesinin zamanlaması: HTS kayıtlarına göre ölenin tanığı araması saat 15.03’tedir. Genel Kurul, bu konuşmanın ölen kişi henüz yan odada beklerken yapıldığını; dolayısıyla “ağzına silah soktum” sözünün maddi olgularla desteklenmediğini değerlendirmiştir.
- Olay sonrası anlatımlar: Sanık olay yerine ilk gelen tanığa ve oğluna silah dayandığından söz etmemiş, yalnızca ailesine küfredildiğini söylemiştir. Olaydan sonra kaçıp on gün sonra teslim olan sanığın, tanık beyanlarından haberdar olarak savunma geliştirdiği kanaatine varılmıştır.
- Başka yollarla korunma imkânı: Sanık kendi iş yerindedir; saldırıyı uzaklaştırma imkânı bulunduğu hâlde olaydan önce aldığını söylediği tehditler için güvenlik güçlerine başvurmamıştır.
Bu değerlendirme sonucunda Genel Kurul, hayati olmayan bölgeleri hedef alarak ölen kişiyi etkisiz hâle getirme imkânı bulunduğu hâlde beş el ateş eden sanık bakımından meşru müdafaa ve TCK m.27/2 şartlarının gerçekleşmediğini kabul etmiştir. Öte yandan ölenin, alacaklısı olmadığı bir parayı tahsil etmek için sanığın iş yerine gelmesi ve tehdit ile hakaret eylemlerinde bulunması, eylemin haksız tahrik altında işlendiğinin kabulü için yeterli görülmüştür.
Genel Kurul, yerel mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna ve uygulamanın denetlenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine oy çokluğuyla karar vermiştir. Bir üye, direnme hükmünün isabetli olmadığı görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
📌 Nitelendirmenin cezaya yansıması
Bu dosyada Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki fark, sanık bakımından ceza verilmemesi ile on yıllık hapis cezası arasındaki farktır. Kararın uygulamaya yansıyan başlıca noktaları şunlardır:
- Beyan değil, maddi iz belirleyicidir: Karşı tarafın silahlı olması tek başına meşru savunmayı kanıtlamaz; silahın konumu, atım yatağının durumu, atış mesafesi ve yönü gibi olay yeri bulguları savunmanın inandırıcılığını belirlemiştir.
- İlk anlatımın ağırlığı: Failin olaydan hemen sonra kendiliğinden söylediği sözler, sonraki aşamalarda geliştirilen savunmalardan daha fazla güven görmüştür.
- Korku ile öfke ayrımı: TCK m.27/2 korku, heyecan ve telaşı korur; öfkeyle gerçekleştirilen tepki ise TCK m.29 kapsamında değerlendirilir. Tehdit ve hakaret içeren sözlerin varlığı, ağır bir tepkiyi meşru savunmaya dönüştürmez, ancak ceza indirimine yol açabilir.
- Kesinleşme meselesi: Genel Kurul yalnızca direnme gerekçesini isabetli bulmuş, cezanın uygulanmasına ilişkin denetim için dosyayı Özel Daireye göndermiştir.
Kast ile taksir sınırında benzer bir delil tartışması serideki olası kast mı bilinçli taksir mi kararında, öldürme kastının tespiti ise öldürme kastı mı yaralama mı kararında ele alınmıştır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sık sorulanlar
Meşru savunmada beraat ile “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı arasındaki fark nedir?
Ceza Genel Kurulunun açıklamasına göre meşru savunma bir hukuka uygunluk nedenidir ve eylemi suç olmaktan çıkardığı için CMK m.223/2-d uyarınca beraat kararı verilir. Meşru savunmada mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşla sınırın aşılması ise kusuru kaldıran bir nedendir; bu hâlde CMK m.223/3-c uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilir.
Karşı tarafın üzerinde silah bulunması meşru savunma için yeterli midir?
Bu kararda yeterli görülmemiştir. Ölenin tabancası bel hizasında, emniyeti kapalı ve atım yatağı boş hâlde bulunmuş; Genel Kurul buradan ölenin silahını eline alma fırsatı dahi bulamadığı sonucuna varmıştır. Belirleyici olan, saldırının gerçekleşip gerçekleşmediği ve savunmanın buna orantılı olup olmadığıdır.
Haksız tahrik ile meşru savunma aynı olayda birlikte uygulanabilir mi?
Genel Kurula göre aynı fail bakımından ikisi bir arada bulunamaz: meşru savunma hâlen devam eden bir saldırıya karşı zorunlu tepkiyi, haksız tahrik ise sona ermiş bir haksız fiilin yarattığı öfkeyle verilen karşılığı ifade eder. Ancak haksız tahrik oluşturan davranışa gösterilen tepkiye karşı, tahriki doğuran kişinin meşru savunma durumuna girmesi mümkündür.
Genel Kurul kararıyla dosya sona ermiş midir?
Hayır. Genel Kurul, yerel mahkemenin direnme gerekçesini isabetli bulmuş ve uygulamanın denetlenmesi amacıyla dosyanın Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmesine karar vermiştir. Cezanın miktarına ve uygulanan maddelere ilişkin denetim Özel Daire tarafından yapılacaktır.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yayımlanmış oy çokluğuyla verilmiş direnme kararından derlenmiştir. Meşru savunma, sınırın aşılması ve haksız tahrik değerlendirmesi her dosyada olay yeri bulguları, tanık anlatımları ve diğer deliller ışığında ayrıca yapılır. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



