Okuyucularımızın sorularını Av. Veli Savun yanıtlıyorSorularınızı Av. Veli Savun yanıtlıyorSoru sorun →
Emsal Kararlarİş Hukuku

Belediyede Alt İşveren Muvazaası – Yargıtay 9. HD 2026/2514

Muvazaa, hukuk dilinde “üçüncü kişileri aldatma kastıyla yapılan görünüşteki anlaşma” olarak tanımlanır; iş hukukunda bu tanımın en sık karşılaşıldığı alan ise asıl işveren-alt işveren ilişkileridir. Bir işçi kâğıt üzerinde taşeron şirketin bordrosunda görünürken gerçekte belediyenin emrinde çalışıyorsa, hizmet alım sözleşmesi gerçek bir iş bölümünü mü yansıtır, yoksa işçinin ve üçüncü kişilerin aldatılmasına yönelik bir perde midir? “Aldatma” araması ile bu karara ulaşan okuyucular için belirtmek gerekir ki buradaki aldatma, aile hukukundaki sadakat yükümlülüğüyle değil, sözleşme taraflarının gerçek amacını gizleyerek dış dünyayı yanıltmasıyla ilgilidir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 23.03.2026 tarihli, 2026/2970 E. ve 2026/2514 K. sayılı kararı, bir belediye işçisinin muvazaa iddiasıyla açtığı alacak davasında üçüncü kez verilen bozma kararıdır. Daire, kesinleşmiş iş teftiş raporunun davacının çalıştığı hizmet alım sözleşmesini muvazaalı bulmadığını ve 6552 sayılı Kanun sonrasında personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımının tek başına muvazaa sayılamayacağını vurgulayarak, davanın reddi gerekirken kısmen kabul edilmesini hatalı bulmuştur.

Kısa özet: Davacı işçi, belediye bünyesinde dava dışı bir şirketin sigortalısı olarak çalışmış; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişlerinin 07.07.2014 tarihli ve 4687 sayılı muvazaa raporuna dayanarak başlangıçtan itibaren belediye işçisi sayılmasını ve ücret, ikramiye ile toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarının ödenmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi davayı üç kez kısmen kabul etmiş; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 17.11.2020 ve 30.11.2023 tarihli kararlarıyla hükmü iki kez bozmuştur. Bozmaya uyularak yalnızca 01.07.2014-20.10.2015 dönemi için verilen kısmen kabul kararı da 23.03.2026 tarihinde oy birliğiyle bozulmuş; Daire, teftiş raporunun davacının kapsamındaki sözleşmeyi muvazaalı bulmadığını ve davanın reddi gerektiğini belirtmiştir.

📋 Muvazaa Raporundan Alacak Davasına

Davacı, davalı belediye bünyesinde dava dışı bir hizmet şirketinin sigortalısı olarak çalışmıştır. Dava dilekçesindeki iddia, belediye ile bu şirket arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu ve bu durumun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişlerince şirket bünyesinde yapılan teftiş sonucunda düzenlenen 07.07.2014 tarihli ve 4687 sayılı muvazaa raporuyla tespit edildiği yönündedir. Belediyenin raporun iptali için İstanbul Anadolu 24. İş Mahkemesinin 2014/468 Esas sayılı dosyasında açtığı dava reddedilmiş, rapor kesinleşmiştir.

Davacı bu kesinleşmiş muvazaa olgusuna dayanarak başlangıçtan itibaren belediye işçisi sayılması gerektiğini ileri sürmüş; geçmişe dönük ücret, ikramiye ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarının belediyeden tahsilini talep etmiştir.

Belediye ise husumet itirazında bulunmuş, rapor iptal davasının kesinleşmediğini ve bekletici mesele yapılması gerektiğini savunmuştur. Belediyeye göre ihaleler 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na uygundur ve ihale konusu işler 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 67. maddesinde sayılan, üçüncü kişilere gördürülebilen işlerdendir.

🔁 İki Bozma, Üç Yargılama: Dosyanın Seyri

Dosyanın yargılama tarihi tek başına öğreticidir. İlk derece mahkemesi 16.07.2019 tarihli kararıyla, kesinleşmiş muvazaa tespiti nedeniyle davacının başlangıçtan itibaren belediye işçisi sayılması gerektiğini kabul ederek davayı kısmen kabul etmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi 13.02.2020 tarihinde istinaf başvurularını esastan reddetmiş; muvazaa olgusunun İstanbul Anadolu 24. İş Mahkemesinin kesinleşen 31.10.2017 tarihli ve 2016/130 E., 2017/432 K. sayılı kararıyla sabit hâle geldiğini belirtmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 17.11.2020 tarihli ilk bozma kararında farklı bir yöntem çizmiştir: ihale sözleşmeleri dosyaya getirilmeli, kesinleşen tespit dışında kalan dönemler için 4734 sayılı Kanun’un 62/1-(e) hükmü ve 5393 sayılı Kanun’un 67. maddesi dikkate alınarak her ihale dönemi kendi içinde değerlendirilmelidir.

İlk derece mahkemesi 23.05.2023 tarihinde, 2009-2015 yılları arasındaki tüm hizmet alım sözleşmelerinin aynı içerikte olduğunu ve alt işverenin fiilen işverenlik sıfatının bulunmadığını tespit ederek davayı yine kısmen kabul etmiştir. Daire 30.11.2023 tarihli ikinci bozmada, 01.04.2013-30.06.2014 döneminde davacının muvazaalı olmadığı kabul edilen sözleşme kapsamında çalıştığının sabit olduğunu, bu döneme ilişkin taleplerin reddi gerektiğini belirtmiştir.

Bozmaya uyan ilk derece mahkemesi (2024/92 E., 2025/471 K.) bu kez yalnızca 01.07.2014-20.10.2015 dönemi için, görünürdeki alt işverenin fiilî görevinin çalışanları kayda geçirmekten ibaret olduğu gerekçesiyle davayı kısmen kabul etmiştir. Belediye vekili kararı temyiz etmiş; duruşma talebi HMK 369/2 uyarınca miktardan reddedilmiştir. Daire 23.03.2026 tarihinde, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yeterli inceleme yapılmadan kısmen kabulüne karar verilmesini hatalı bularak hükmü oy birliğiyle bozmuştur.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

🧭 İş Kanunu 2/7-8 ve TBK 19: Aldatma Kastı Olarak Muvazaa

Daire, gerekçesini iki kanuni kaynağa oturtmuştur. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin 7. fıkrasına göre asıl işveren-alt işveren ilişkisi, bir işverenden yardımcı işlerde ya da asıl işin bir bölümünde uzmanlık gerektiren işlerde iş alan işverenle kurulan ilişkidir. Geçerlilik için Daire üç unsur aramaktadır:

  • İki ayrı işverenin bulunması,
  • Mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işin varlığı,
  • Asıl işin bölünerek verilmesi hâlinde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektirme unsurunun gerçekleşmiş olması.

Daire bu unsurların aksi kanıtlanabilen adi kanuni karineler olduğunu belirtmiştir. Muvazaa ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen (TBK 19) ve tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmasını istemedikleri görünüşteki anlaşma olarak tanımlanan kavramdır. Kararın ifadesiyle muvazaada taraflar arasında üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmakta ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. İşte “aldatma” kavramının bu karardaki yeri tam olarak budur: iki işverenin, işçiye ve dış dünyaya karşı gerçekte var olmayan bir alt işverenlik görüntüsü yaratması.

İş Kanunu’nun 2. maddesinin 8. fıkrası ise genel muvazaa kuralına özel kriterler ekler: asıl işverenin işçilerinin alt işverence işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz, daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi hâlde alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılır. Muvazaanın genel ispat kurallarıyla ispat edilebileceği de vurgulanmıştır.

🏛️ Belediye Kanunu 67 ve 6552 Sayılı Kanun İstisnası

Kararı sıradan bir muvazaa incelemesinden ayıran nokta, belediyeler için öngörülen özel rejimdir. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14/1-(a) maddesi belediyenin görevlerini sayar; Daire, asıl ve sürekli kamu hizmetlerinin memurlar eliyle görülmesi zorunluluğu karşısında bu işlerin tamamının alt işverenlere verilemeyeceğini kabul etmektedir. Sınır ise 67. maddede çizilmiştir: temizlik, güvenlik, yemek, park-bahçe bakımı, toplu ulaşım gibi işler ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebilir. Daire’ye göre bu hüküm, İş Kanunu’nun 2. maddesindeki “uzmanlık gerektirme” sınırlamasına bir istisna getirmektedir; 67. maddede sayılan işler belediyenin asıl işlerinden olsa bile uzmanlık aranmaksızın üçüncü kişilere verilebilir.

İkinci istisna zamansal niteliktedir. 11.09.2014 tarihli ve 29116 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6552 sayılı Kanun, 4734 sayılı Kanun’un 62/1-(e) maddesi ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun 8. maddesinde yaptığı değişiklikle personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmelerine imkân tanımıştır. Daire’nin sonucu nettir: 11.09.2014 tarihinden sonra kurulan asıl işveren-alt işveren ilişkisi, sırf işçi teminine dayalı olduğu gerekçesiyle geçersiz sayılamaz.

Daire ayrıca 5393 sayılı Kanun’un 70. maddesi uyarınca belediyelerin şirket kurabileceğini, bu şirketlerden hizmet alımının tek başına muvazaaya delil teşkil etmediğini belirtmiştir.

🔎 Kesinleşmiş Teftiş Raporu ve İspat

Davacının dayandığı 4687 sayılı muvazaa raporu, davanın hem başlangıç hem bitiş noktası olmuştur. Daire, raporu ve ekindeki listeyi incelemiştir: davacı, dava dışı bir inşaat şirketiyle belediye arasında yapılan 27.06.2012 tarihli “ilçe dâhilindeki cadde, sokakların ve pazar yerlerinin süpürülmesi, yıkanması, çöp toplama ve taşıma işine ilişkin hizmet alım sözleşmesi” kapsamında çalışan işçiler arasındadır ve teftiş raporu bu sözleşmeyi muvazaalı bulmamıştır. Rapor kesinleşmiştir.

Böylece işçinin lehine sandığı kesinleşmiş rapor, kendi çalıştığı sözleşme bakımından aleyhine sonuç doğurmuştur. İlk derece mahkemesinin “tüm sözleşmeler aynı içerikte, alt işveren yalnızca kayıt tutuyor” biçimindeki genel değerlendirmesi, kesinleşmiş idari tespit karşısında yeterli inceleme sayılmamıştır. Belediyenin zamanaşımı, tanık beyanları ve sendika üyeliğinin bildirilmemesi itirazlarına gerekçede ayrıca girilmemiş; bozma, muvazaa değerlendirmesine dayandırılmıştır.

Muvazaada aldatma kastının ve ispat yükünün nasıl ele alındığı, serimizdeki muris muvazaasında mal kaçırma kastı ve ispat yüküne ilişkin kararda miras hukuku açısından görülebilir; 9. Hukuk Dairesi’nin işçi alacaklarına yaklaşımı için iş avansının iadesine ilişkin karar da tamamlayıcı bir okuma sunmaktadır.

🆕 Kararın Pratik Sonuçları

Karar, belediye alt işveren işçilerinin muvazaaya dayalı alacak davalarında dört noktayı belirginleştirmektedir:

  • Muvazaa ihale dönemi bazında incelenir: Kesinleşmiş bir muvazaa tespiti, kapsamı dışındaki dönemlere ve sözleşmelere kendiliğinden yayılmaz; her hizmet alım sözleşmesi kendi içinde değerlendirilir.
  • Teftiş raporunun kapsamı belirleyicidir: Rapor, işçinin çalıştığı sözleşmeyi muvazaalı bulmamışsa, aynı raporun başka sözleşmeler için yaptığı tespit işçiye hak kazandırmaz.
  • 11.09.2014 eşiği: 6552 sayılı Kanun sonrası personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı, sırf işçi temini gerekçesiyle geçersiz sayılamaz.
  • Belediye Kanunu 67 istisnası: Maddede sayılan temizlik, çöp toplama gibi işler uzmanlık şartı aranmaksızın ihaleyle üçüncü kişilere verilebilir; belediye şirketinden hizmet alımı tek başına muvazaa delili değildir.

Dosya bir kez daha ilk derece mahkemesine dönmüştür; Daire’nin “davanın reddine karar verilmesi gerekirken” ifadesi, üçüncü bozmanın sonucu da işaret ettiğini göstermektedir.

Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

❓ Sıkça Sorulan Sorular

İş hukukunda muvazaa ile aldatma arasında ne ilişki var?

Kararda muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla yaptıkları, gerçek iradelerine uymayan görünüşteki anlaşma olarak tanımlanmıştır. Alt işverenlik ilişkisinde bu aldatma kastı, işçinin kâğıt üzerinde başka bir şirketin bordrosunda gösterilip gerçekte asıl işverenin emrinde çalıştırılması biçiminde ortaya çıkar; bu hâlde İş Kanunu 2/8 uyarınca işçi başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılır.

Kesinleşmiş muvazaa raporu varsa dava kazanılmış sayılır mı?

Bu kararda hayır. Daire, 07.07.2014 tarihli raporun ekindeki listeyi inceleyip davacının 27.06.2012 tarihli temizlik ve çöp toplama hizmet alım sözleşmesi kapsamında çalıştığını ve raporun bu sözleşmeyi muvazaalı bulmadığını tespit etmiştir. Raporun başka sözleşmeler yönünden yaptığı tespit davacıya hak kazandırmamıştır.

Belediyenin temizlik işini taşerona vermesi muvazaa sayılır mı?

Karara göre 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 67. maddesinde sayılan temizlik, güvenlik, yemek gibi işler, İş Kanunu 2. maddesindeki uzmanlık sınırlaması aranmaksızın ihaleyle üçüncü kişilere gördürülebilir. Ayrıca 11.09.2014 tarihinden sonra personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı, sırf işçi teminine dayalı olduğu gerekçesiyle geçersiz sayılamaz.

Bu karar benzer her taşeron işçisi dosyasında aynı sonucu doğurur mu?

Yargıtay kararları benzer uyuşmazlıklarda yol gösterici olsa da her dosya kendi ihale sözleşmeleri, teftiş raporu ve delilleriyle değerlendirilir; nitekim aynı dosyada farklı dönemler için farklı sonuçlara ulaşılmıştır. Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, talep ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

Avukat Veli Savun

İstanbul Barosu'na kayıtlı avukat (sicil no 75235) ve arabulucu (sicil no 50392). Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2013 mezunu. Savun Hukuk & Danışmanlık'ın kurucu avukatı. Çalışma alanları: forex ve kripto para dolandırıcılığından doğan ceza ve alacak davaları, bilişim, icra ve aile hukuku.

İlgili Makaleler

Av. Veli Savun

Soru & Cevap · İstanbul Barosu 75235

Bu konuda sorunuz mu var?

Sorunuzu yazın, Av. Veli Savun bu sayfada yanıtlasın. Adınızı yazmanız gerekmez.

Örnek sorular — birine dokunun, kendi durumunuza göre düzenleyin:

Kişisel verileriniz hakkında

Savun Hukuk & Danışmanlık, soru ve yorumunuzu sitede yayımlamak ve yanıtlamak; "beni arasın" seçeneğini işaretlerseniz telefon numaranızı yalnız sizi aramak için işler (6698 s. KVKK m.5/2-c ve f). Rumuzunuz ve metniniz yayımlanır; telefonunuz, IP adresiniz ve metnin temizlenmeden önceki hali yayımlanmaz. Telefon kaydı talebiniz sonuçlandıktan sonra en geç 12 ay içinde silinir. Haklarınız (m.11) için büromuza başvurabilirsiniz.

Yanıtlar genel bilgilendirme niteliğindedir; avukat-müvekkil ilişkisi kurmaz ve somut dosyanız için hukuki görüş yerine geçmez. Tüm soru ve cevaplar →

Başa dön tuşu
🌐 English — international victims of online investment fraud