Kapalı Görüşün Dinlenmesi – AYM 2021/55131

Ceza infaz kurumundaki bir kişi, ailesiyle cam arkasından telefonla konuşurken bu görüşmenin dinlendiğini ve kaydedildiğini öğrenirse ne yapabilir? Bu tedbir için idarenin somut bir gerekçe göstermesi gerekir mi? Üstelik hakkındaki mahkûmiyet hükmü henüz kesinleşmemişken mahkeme kararlarında kendisinden “hükümlü” diye söz edilmesi masumiyet karinesini zedeler mi? Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 05.05.2026 tarihli ve 2021/55131 başvuru numaralı kararıyla bu iki soruyu birlikte ele almış ve her iki yönden de ihlal kararı vermiştir.
Karar, 5275 sayılı Kanun’un 83. maddesine 2021’de eklenen dördüncü fıkranın uygulanmasında idareden beklenen gerekçelendirme ölçüsünü ve infaz hâkimliği kararlarında kullanılan dilin anayasal sınırını aynı dosyada göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
🗂️ Şikâyetten bireysel başvuruya giden süreç
Başvurucu, ihlal iddiasına konu uygulama tarihlerinde Kayseri 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunmaktadır. Kurumun bildirimiyle, kapalı görüşlerinin teknik araçlarla dinleneceğini ve kaydedileceğini öğrenmiş; uygulamaya son verilmesi için hem ceza infaz kurumuna hem de Adalet Bakanlığına başvurmuştur.
İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı talebi reddetmiştir. Ret gerekçesinde, kapalı görüş yerlerindeki telefonların standart ceza infaz kurumu projesi kapsamında kayıt sistemine entegre olarak çalıştığı, bu kayıtların Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik’in 5. maddesi gereği en fazla bir yıl süreyle saklandığı belirtilmiş ve talebin kurumca karşılanmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Başvurucu 29.09.2021 tarihinde Kayseri 1. İnfaz Hâkimliğine şikâyette bulunmuş; infaz hâkimliği 30.09.2021 tarihinde, kurul kararının gerekçesine atıf yapmakla yetinerek şikâyeti reddetmiştir. İtiraz, Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesince 12.10.2021 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu nihai kararı 15.10.2021 tarihinde öğrendikten sonra 19.10.2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Kararın ikinci boyutunu anlamak için ceza yargılamasının seyri önemlidir. Başvurucu silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 18.11.2016 tarihinde tutuklanmış, ilk derece mahkemesi 13.11.2018 tarihinde mahkûmiyet hükmü kurmuştur. İstinaf başvurusu reddedilmiş; ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi 21.12.2021 tarihinde hükmü bozmuştur. Yeniden yapılan yargılama sonunda 25.10.2023 tarihinde beraat kararı verilmiş ve bu karar 03.12.2024 tarihinde Yargıtayın onamasıyla kesinleşmiştir.
📜 Dinleme ve kaydın yasal dayanağı: 5275 s.K. m.83/4
Uyuşmazlığın merkezinde, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hükümlüyü ziyaret” başlıklı 83. maddesine 17.06.2021 tarihli ve 7328 sayılı Kanun’la eklenen dördüncü fıkra bulunmaktadır.
Bu fıkraya göre, önceden bilgilendirilmek suretiyle, kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan ve terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkûm olan veya tehlikeli hâlde bulunan ya da dışarı ile iletişiminin kurum güvenliği açısından tehlikeli olabileceği değerlendirilen hükümlülerin görüşmeleri; kamu düzeninin korunması ile kişi, toplum ve kurum güvenliğinin sağlanması veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla kurum yönetimince dinlenebilir ve elektronik cihazlar da dâhil olmak üzere kaydedilebilir. Aynı fıkra, bu kayıtların amacı dışında kullanılamayacağını, soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmemişse en geç bir yıl sonunda silineceğini ve silme işleminin Cumhuriyet savcısınca denetleneceğini düzenler.
Anayasa Mahkemesi kararında, müdahalenin bu fıkra bakımından kanunilik ölçütünü karşıladığını ve kamu düzeninin korunması ile güvenliğin sağlanması yönünden meşru amaç taşıdığını kabul etmiştir. Tartışma, üçüncü aşamada yani müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı noktasında düğümlenmiştir.
⚖️ Mahkemenin aradığı ölçüt: bireyselleştirilmiş gerekçe
Anayasa Mahkemesi, kapalı görüş sırasında aile bireyleriyle telefonla yapılan görüşmelerin teknik araçla dinlenmesi ve kaydedilmesinin özel hayata saygı hakkına ve haberleşme hürriyetine müdahale oluşturduğunu daha önce kabul etmişti. Bu kararda ise 23.10.2025 tarihli Genel Kurul kararında (B. No: 2021/54500) ortaya konulan ilkeler esas alınmıştır.
Kararda, dinleme ve kaydetme tedbirine başvurulmasının ve bu tedbirin uygulanma süresinin yasal sınırlar içinde idarenin takdirinde olduğu kabul edilmekte; ancak bu takdir yetkisinin kullanımına üç somut yükümlülük bağlanmaktadır:
Birincisi, bireyselleştirme. İdare; mahpusun öznel durumu, suç türü ve tehlikelilik hâli gibi karara etki edebilecek unsurları gözeterek tedbirin gerekliliğini gösteren, makul, öngörülebilir ve denetime imkân veren ilgili ve yeterli bir gerekçe sunmalıdır.
İkincisi, süre sınırı. Tedbir, somut olayın koşulları dikkate alınarak makul bir süreyle sınırlandırılmalıdır.
Üçüncüsü, periyodik gözden geçirme. Müdahalenin devamına ihtiyaç duyulup duyulmadığı veya daha hafif araçlarla meşru amaca ulaşmanın mümkün olup olmadığı belirli aralıklarla yeniden değerlendirilmelidir.
İncelenen olayda Mahkeme; idarenin başvurucunun suç türüne veya tehlikelilik durumuna göre Kanun’da sayılan hangi grupta yer aldığını açıklamadığını, tedbirin hangi nedenlerle uygulanacağını ve gerekliliğini bireyselleştirmediğini, üstelik bu bağlamda bildirimde bulunulmaksızın tedbire başvurulduğunu tespit etmiştir. Tedbirin hukuka uygunluğunu denetleyen infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesi ise idarenin gerekçesine atıfla şikâyeti reddetmenin ötesinde bir değerlendirme yapmamıştır. Bu nedenle Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.
🧩 “Hükümlü” denmesi neden masumiyet karinesini zedeler?
Kararın ikinci ayağı, kullanılan dile ilişkindir. İnfaz hâkimliği kararında başvurucudan “hükümlü” veya “hüküm özlü” şeklinde söz edilmiş; başvurucu itiraz dilekçesinde bu ifadeden açıkça yakınmasına rağmen ağır ceza mahkemesi kararında da “hükümlü …, hükümlüye ait itiraz dilekçesi, hükümlü tarafından yapılan itirazın REDDİNE, itiraz eden hükümlünün yokluğunda” ifadeleri tekrarlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi, masumiyet karinesinin hakkında suç isnadı bulunan kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm kuruluncaya kadar masum sayılmasını gerektirdiğini ve hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğunu hatırlatmıştır. Bu karineye göre hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez, suçlu muamelesine tabi tutulamaz. Kararda vurgulandığı üzere, karar vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır.
Somut olayda “hükümlü” ifadesinin kullanıldığı kararların verildiği tarihlerde başvurucu hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmamaktadır; nitekim yargılamanın bütünü beraatle sonuçlanmıştır. Mahkeme, infaz hâkimliğinin bu ifadeye yer vererek özensiz bir dil kullandığını; buna itiraz edilmesine karşın ağır ceza mahkemesinin aynı ifadeyi tekrarladığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
💰 Giderim: neden yeniden yargılama değil tazminat?
Başvurucu, ihlalin tespiti ile 300.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun serbest bırakılmış olması nedeniyle iddialarıyla ilgili olarak yargı mercilerince artık bir karar verilebilmesinin mümkün olmadığını dikkate alarak, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Bunun yerine, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek manevi zarar karşılığında başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiş; ayrıca 5.064,40 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılması, gecikme hâlinde yasal faiz işletilmesi kararlaştırılmıştır. Karar 05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.
🔎 Uygulamada ne anlama geliyor?
Karar, infaz hukuku pratiğinde iki başlıkta doğrudan karşılık bulur. Birincisi, 5275 sayılı Kanun m.83/4 kapsamında dinleme ve kayıt uygulanan bir mahpus, idarenin kararında kendisinin hangi kategoriye girdiğinin ve tedbirin neden gerekli olduğunun somut biçimde açıklanmasını isteyebilir. Kararın metninden anlaşıldığı üzere, sırf telefonların teknik olarak kayıt sistemine entegre çalıştığı yolundaki açıklama bu yükümlülüğü karşılamamaktadır. Ayrıca fıkranın lafzındaki “önceden bilgilendirilmek suretiyle” ibaresi de somut olayda ayrıca tartışılmıştır.
İkincisi, infaz hâkimliği ve itiraz mercii kararlarında kullanılan sıfatlar başlı başına bir ihlal sebebi olabilmektedir. Hakkındaki hüküm kesinleşmemiş kişi için “tutuklu” yerine “hükümlü” denmesi, kararın esasına ilişkin bir değerlendirme içermese dahi masumiyet karinesini zedeleyici kabul edilmiştir. Bu nedenle itiraz dilekçesinde bu hususun açıkça dile getirilmesi, ihlal iddiasının tüketilmesi bakımından önem taşır.
Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
Anayasa Mahkemesinin ceza yargılamasındaki usule ilişkin bir başka güncel değerlendirmesi için sorgulanamayan tanık beyanına dayanılmasını inceleyen kararı ele aldığımız yazı da okunabilir.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Kapalı görüşlerin dinlenmesi ve kaydedilmesi tek başına hukuka aykırı mıdır?
Hayır. Anayasa Mahkemesi kararında, 5275 sayılı Kanun m.83/4’ün kanunilik ölçütünü karşıladığını ve tedbirin kamu düzeninin korunması ile kişi, toplum ve kurum güvenliğinin sağlanması veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla meşru bir amaca dayandığını kabul etmiştir. İhlal, tedbirin kendisinden değil, gerekliliğinin bireyselleştirilmiş ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulmamasından kaynaklanmıştır.
İdarenin kararında neleri açıklaması gerekiyor?
Karara göre idare; mahpusun öznel durumu, suç türü ve tehlikelilik hâli gibi unsurları gözeterek tedbirin gerekliliğini gösteren makul, öngörülebilir ve denetime imkân veren bir gerekçe sunmalı, tedbiri makul bir süreyle sınırlandırmalı ve devamının gerekip gerekmediğini belirli aralıklarla gözden geçirmelidir.
Kayıtlar ne kadar süreyle saklanır?
5275 sayılı Kanun m.83/4 uyarınca bu kayıtlar amacı dışında kullanılamaz ve kanunda açıkça belirtilen hâller dışında hiçbir kişi veya kurumla paylaşılamaz. Herhangi bir soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmemişse en geç bir yıl sonunda silinir; silme işlemi Cumhuriyet savcısı tarafından denetlenir.
Mahkeme kararında “hükümlü” denmesi neden sorun oluşturdu?
Çünkü ilgili tarihlerde başvurucu hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmamaktaydı; mahkûmiyet temyizde bozulmuş, yargılama sonunda beraat kararı verilmişti. Anayasa Mahkemesi, kesin hüküm bulunmadan kişinin suçlu olarak nitelendirilmesinin masumiyet karinesini zedelediğini ve karar vericilerin kullandığı dilin kritik önem taşıdığını belirtmiştir.
İhlal kararı üzerine her zaman yeniden yargılama yapılır mı?
Hayır. Bu dosyada Anayasa Mahkemesi, başvurucunun serbest bırakıldığını ve iddialarıyla ilgili olarak yargı mercilerince artık karar verilemeyeceğini dikkate alarak yeniden yargılamada hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varmış; bunun yerine net 50.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Anayasa Mahkemesi kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



