Yıllık İzinde Vakıayla Bağlılık – Yargıtay 9. HD 2026/6512

Dava dilekçesinde seçilen tek bir ifade, yıllarca süren bir iş davasında hesaplanan alacağın üçte birini değiştirebilir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin önüne gelen dosyada, kendisini “gerçek kişi acente” olarak gösteren bir sözleşmeyle çalıştırılan şube müdürünün aslında işçi olduğu derece mahkemelerince kabul edilmiş, kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti hüküm altına alınmıştı. Daire, işçilik ilişkisine yönelik itirazları yerinde görmemiş; ancak yıllık izin alacağında, dilekçede “izinlerin büyük bir kısmının kullanılmadığı” yazılmışken hiç izin kullanılmamış gibi hesap yapılmasını vakıalarla bağlılık kuralına aykırı bulmuştur.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 02.07.2026 tarihli ve E.2026/414, K.2026/6512 sayılı kararıyla, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunu esastan reddeden kararını ortadan kaldırmış ve İstanbul 33. İş Mahkemesinin kararını bozmuştur. Karar duruşmalı inceleme sonucunda oy birliğiyle verilmiştir.
🏢 Acentelik sözleşmesinin ardındaki ilişki
Davacı vekiline göre müvekkili davalı şirkette 1992 yılında çalışmaya başlamış, şube müdürü sıfatıyla uzun yıllar görev yapmıştır. Satış personelinin belirli satış hedeflerine ulaşması için davalı tarafından emir ve talimatlar verilmesi, acente bünyesinde çalışanların aslında şirkete bağlı olarak çalıştıklarını göstermektedir. Acente masrafları da davalı şirket tarafından karşılanmıştır. Davacı iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini, çalıştığı süre boyunca yıllık ücretli izinlerinin büyük bir kısmını kullanamadığını ileri sürmüştür.
Davalı şirket ise davacının işçi değil gerçek kişi acente olduğunu, işçi gibi emir ve talimat altında çalışmadığını, şirketten bağımsız vergi mükellefi olduğunu ve prim sorumluluğunun kendisine ait bulunduğunu savunmuştur. Davalıya göre acenteye yapılan ödeme işçi ücreti değil, sigorta acenteliğine özgü bir komisyon ücretidir.
🗂️ İş mahkemesinden Yargıtay duruşmasına
- İstanbul 33. İş Mahkemesi (2017/644 E., 2020/523 K.): Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğuna karar verilmiştir. Gerekçede davacının davalıya ait iş yerinde çalıştığı, davalının emir ve talimatlarını uyguladığı, şubede davalının devamlı çalışan kadrolu sekreterlerinin bulunduğu ve şube masraflarının davalı tarafından karşılandığı belirtilmiştir. Sözleşme davacı tarafından haklı sebeple feshedildiğinden ihbar tazminatı reddedilmiş, kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti kabul edilmiştir.
- İstanbul BAM 28. Hukuk Dairesi (2021/985 E., 2025/1615 K.): İlk derece kararında usul ve esas yönünden aykırılık görülmediğinden davalının istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi: Davalı vekilinin talebi üzerine 09.06.2026 tarihinde duruşma yapılmış, her iki tarafın vekili sözlü açıklamada bulunmuştur. Karar 02.07.2026 tarihinde verilmiştir.
Davalı temyizde üç noktaya dayanmıştır: acentelik ilişkisinin muvazaalı sayılarak iş ilişkisi olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğu, bilirkişi raporu tebliğ edilmeden karar verilmesinin savunma hakkını kısıtladığı ve yıllık izin bakımından taleple bağlılık ilkesine aykırı hüküm kurulduğu.
🔍 Acente mi, işçi mi?
Daire uyuşmazlığı üç başlıkta toplamıştır: taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi bulunup bulunmadığı, kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağının ispatı ve hesabı, savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı. Kararın birinci paragrafında, yıllık izne ilişkin bölüm dışındaki temyiz itirazlarının yerinde olmadığı belirtilmiştir. Böylece işçilik ilişkisinin varlığına ve bilirkişi raporunun tebliğine yönelik itirazlar bozma sebebi yapılmamıştır.
Bu sonucun arka planındaki kavramlar mevzuatta açıktır. Türk Ticaret Kanunu’nun 102. maddesi acenteyi; ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölgede sürekli olarak ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi ya da bunları tacir adına yapmayı meslek edinen kişi olarak tanımlar. Aynı maddenin üçüncü fıkrası sigorta gibi alanlara ilişkin özel düzenlemeleri saklı tutar. İş Kanunu’nun 8. maddesi ise iş sözleşmesini, işçinin bağımlı olarak iş görmeyi, işverenin de ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlar.
Ayrımın kilidi bağımlılık unsurudur. İlk derece mahkemesinin saydığı olgular (iş yerinin davalıya ait olması, talimatların uygulanması, şubede davalının kadrolu personelinin çalışması, masrafların davalıca karşılanması) davacının işletmeye bağlı bir konumda bulunduğu sonucuna dayanak yapılmıştır. Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi de bir sözleşmenin türünün belirlenmesinde, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağını öngörür. Sözleşmenin başlığında “acentelik” yazması, ilişkinin niteliğini tek başına belirlemez.
İşçi-işveren ilişkisinin tespitine bağlı bir başka örnek olarak, emeklilikten sonra ara vermeden süren çalışmada kıdem hesabını ele alan emeklilik sonrası kıdem tazminatı yazısına bakılabilir.
📝 “Büyük bir kısmı” ifadesinin sonucu
Bozmanın tek sebebi yıllık ücretli izin alacağının hesabıdır. Daire, dosyadaki durumu şöyle tespit etmiştir:
- Davalı işveren, davacının yıllık izin kullandığına veya izin ücretinin ödendiğine dair belge sunmamıştır.
- Davacı asil, çalıştığı süre boyunca hiç yıllık izin kullanmadığını beyan etmiştir.
- Mahkeme bu beyan doğrultusunda, 25 yıllık hizmet süresinin tamamında hiç izin kullanılmadığı kabulüyle hesap yaptırmıştır.
- Oysa dava dilekçesinde izinlerin tamamının değil, “büyük bir kısmının kullanılmadığı” ileri sürülmüştür.
Daire, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesine dayanmıştır. Bu hükme göre hâkim, Kanun’da öngörülen istisnalar dışında, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Taraflarca getirilme ilkesi olarak bilinen bu kural, davanın vakıa çerçevesini dilekçelerin çizdiği anlamına gelir.
Somut olayda dilekçedeki anlatıma göre izinlerin bir kısmının kullanıldığı kabul edilmiş durumdaydı; davacının yargılama sırasında hiç izin kullanmadığını söylemesi, dilekçede ileri sürülmüş vakıanın ötesine geçmektedir. Mahkemenin bu beyana dayanarak hesap yaptırması, Daireye göre vakıa ile bağlılık kuralının ihlalidir.
🧮 Üçte bir kabulü ve hesaplamaya etkisi
Daire, bozma ile yetinmemiş, yeniden yapılacak hesabın esasını da göstermiştir: Dava dilekçesinde ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında yıllık ücretli izin hakkının üçte bir oranında kullanıldığı kabul edilmeli ve hak kazanılan izin alacağı buna göre hesaplanmalıdır. Başka bir deyişle, “büyük bir kısmı kullanılmadı” ifadesi, kalan üçte ikilik bölümün ücrete dönüşeceği şeklinde somutlaştırılmıştır.
Hesabın dayanağı olan İş Kanunu’nun 59. maddesi, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücretin, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücret üzerinden ödeneceğini ve bu ücrete ilişkin zamanaşımının sözleşmenin sona erdiği tarihten başlayacağını düzenler. Daire kararından, yeniden yapılacak hesapta kullanılmamış sayılacak bölümün hak edilen izin sürelerinin üçte ikisi olacağı anlaşılmaktadır.
Kararın hüküm fıkrasında davalı yararına 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücreti takdir edilmiş, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde iadesine ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bozma gerekçesi yalnız yıllık izin alacağına ilişkindir.
Yıllık iznin farklı bir boyutu, yani iznin kullandırılmamasının işçiye haklı fesih imkânı verip vermediği, izin verilmemesi haklı fesih mi yazısında incelenmiştir.
📌 Kararın gösterdikleri
Karar iki ayrı düzlemde okunabilir. Birincisi, sözleşmeye verilen ad ile ilişkinin gerçek niteliği arasındaki farktır: Acentelik sözleşmesi imzalanmış olsa bile iş yeri, talimat, masraf ve personel gibi olgular bağımlı çalışmaya işaret ediyorsa, derece mahkemelerinin ilişkiyi iş sözleşmesi olarak nitelendirmesi Yargıtay denetiminden geçebilmektedir.
İkincisi, iş davalarında dilekçedeki vakıa anlatımının hesaplamaya doğrudan yansımasıdır. Belge sunulmamış olması işveren aleyhine bir sonuç doğursa da, işçinin alacağı kendi dilekçesinde çizdiği sınırı aşamaz. “Büyük bir kısmı” gibi oransal ve belirsiz bir ifade, Yargıtay tarafından üçte bir kullanım kabulüne çevrilmiştir. Dilekçede kullanılan ifadeyle duruşmadaki beyan arasında fark bulunan dosyalarda benzer bir değerlendirme gündeme gelebilir.
❓ Sık sorulanlar
Yargıtay acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğunu kendisi mi tespit etti?
Muvazaa tespitini ilk derece mahkemesi yapmış, istinaf mahkemesi bunu yerinde bulmuştur. Yargıtay ise yıllık izin hesabı dışındaki temyiz itirazlarını, bu arada işçilik ilişkisinin nitelendirilmesine yönelik itirazı yerinde görmemiştir.
İhbar tazminatı neden reddedilmişti?
İlk derece mahkemesi, iş sözleşmesinin davacı tarafından haklı sebeple feshedildiğini kabul etmiş ve bu gerekçeyle ihbar tazminatı talebini reddetmiştir. Bu yön Yargıtay kararında bozma konusu yapılmamıştır.
İşveren izin belgesi sunmadığı hâlde neden tam alacak hesaplanmadı?
Daire, işverenin izin kullandırdığına dair belge sunmadığını tespit etmekle birlikte, davacının kendi dilekçesinde izinlerin yalnızca “büyük bir kısmının” kullanılmadığını ileri sürdüğünü vurgulamıştır. HMK 25 uyarınca hâkim bu vakıa sınırını aşamaz.
Bozmadan sonra dosya nereye gider?
Karar uyarınca dosya kararı veren ilk derece mahkemesine, yani İstanbul 33. İş Mahkemesine gönderilmiş; bozma kararının bir örneği de istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesine iletilmiştir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, iş hukukuna ilişkin diğer kararlar Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Karar bozma niteliğinde olup yeniden yapılacak yargılamanın sonucu ayrıca belirlenecektir. Sözleşme içeriği, çalışma koşulları ve dilekçelerdeki vakıa anlatımı farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



