Kurucu İntifada Kâr Sınırı – İstanbul BAM 14. HD 2026/389

Otuz yıl boyunca aynı formülle ödenen bir kâr payının, bir gün genel kurulda verilen red oyu ve ardından açılan davayla “baştan beri yok hükmündeydi” denilerek sorgulanması mümkün müdür? Kurucu intifa senedi sahiplerinin hakları şirket tarafından tek taraflı daraltılamıyorsa, 1991’de esas sözleşmeye eklenen bir sınırın 2021’de açılan davayla ortadan kaldırılması da kendiliğinden mi sonuç verir? İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, borsada işlem gören kurucu intifa senetlerine ilişkin bu soruda ilkenin kendisini kabul etmiş, ancak somut olayda davacının talebini dürüstlük kuralı penceresinden değerlendirmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 05.03.2026 tarihli ve E.2022/1394, K.2026/389 sayılı kararıyla, bir bankanın 31.05.1991 tarihli olağanüstü genel kurulunda kurucu intifa senetlerine ödenecek kâr payını ödenmiş sermayenin 250.000 TL’lik kısmıyla sınırlayan esas sözleşme değişikliğinin yokluğunun ve hükümsüzlüğünün tespiti istemini reddeden ilk derece kararına yönelik istinaf başvurularını esastan reddetmiştir.
- 1991 esas sözleşme değişikliği ve 250.000 TL’lik sınır
- Davacının ve fer’î müdahilin iddiaları
- İlk derece kararı ve istinaf itirazları
- Dairenin değerlendirmesi
- Kurucu intifa senedi: pay değil, sözleşme
- Yokluk iddiası ve hakkın kötüye kullanılması
- 6102 sayılı TTK m.348 açısından bugünkü çerçeve
- Sık sorulan sorular
📜 1991 esas sözleşme değişikliği ve 250.000 TL’lik sınır
Karara göre davalı bankanın dört tür menkul kıymeti bulunmaktadır: A, B ve C grubu paylar ile kurucu intifa senetleri. Bankanın ana sözleşmesinin 22. maddesi kurucu intifa senedi çıkarılmasını öngörmüş, kuruluş tarihindeki ana sermaye 1.000.000 TL olarak belirlenmiştir.
31.05.1991 tarihli olağanüstü genel kurulda, ödenmiş sermayenin 250.000 TL’den 2.500.000 TL’ye çıkarıldığı sırada esas sözleşmenin “Temettünün dağıtılması” başlıklı 58. maddesinin (c) bendi değiştirilmiştir. Yeni metne göre safi kârdan yedek akçeler ve birinci temettü payı ayrıldıktan sonraki bakiyenin %10’u kurucu paylarına, ancak ödenmiş sermayenin 250.000 TL’lik bölümüyle sınırlı olarak dağıtılacaktır. Değişiklik Temmuz 1991’de Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmiştir.
Böylece kurucu paylara düşen nakit kâr payı, 1991’deki ödenmiş sermaye tutarına bağlanmıştır. Banka ise davacının alacak hakkının kısıtlanmadığını savunmuştur.
👥 Davacının ve fer’î müdahilin iddiaları
Davacı, 31.03.2021 tarihli olağan genel kurula C grubu payıyla katılmış, kâr dağıtımına ilişkin gündem maddesine red oyu vererek kurucu intifa senedi temettülerinin sermaye kısıtına tabi olmadan ödenmesi gerektiğini tutanağa geçirtmiştir. 01.10.2021 tarihinde açılan davada şu görüşler ileri sürülmüştür:
- Kurucu intifa senedi sahipleri ile şirket arasındaki ilişki ortaklık değil sözleşme ilişkisidir; senet sahiplerinin her birinin rızası olmadan haklar aleyhe değiştirilemez.
- 1991 genel kuruluna kurucu senet sahipleri çağrılmamış, rızaları alınmamıştır; mülga 6762 sayılı TTK m.402’deki intifa senedi sahipleri heyeti de devre dışı bırakılmıştır.
- Kısıt, 1938 tarihli bir vasiyetnamede kurucu payların nemalandırılmasına ilişkin iradeye ve mülkiyet hakkına aykırıdır.
- Ağır hukuka aykırılık içeren işlemlerin yokluğu her zaman ileri sürülebilir.
Davacı yanında katılan fer’î müdahil ise bazı kurumlara kısıtsız ödeme yapıldığını ileri sürerek eşit işlem ilkesine aykırılık iddia etmiştir. Davacının kısıtsız hesaplanacak kâr payı alacağına ilişkin talebi, 24.03.2022 tarihli duruşmada tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmiştir.
🏛️ İlk derece kararı ve istinaf itirazları
İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, 24.03.2022 tarihli ve E.2021/633, K.2022/196 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Mahkemeye göre davacı senetlere 2005 yılında sahip olmuştur; değişiklikten yaklaşık 30 yıl, senetlerin edinilmesinden yaklaşık 16 yıl sonra butlan ileri sürülmesi TMK 2 ve 3 kapsamında hakkın kötüye kullanılmasıdır. Mahkeme ayrıca davacının senetleri üzerindeki kısıtı bilerek edindiğini kabul etmiştir.
Davacı istinafta, senetleri satın almadığını, ilk sahibi olan halasının 2005’te kendisini ve kardeşini yatırım hesabına ortak yaptığını, 2007’deki ölümle de payın intikal ettiğini, alış maliyetinin 1 kuruş görünmesinin bunu doğruladığını belirtmiştir. Kısıtı bilmesinin beklenemeyeceğini, 2020’deki fiyat hareketlerinden sonra konuyu araştırdığını eklemiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2001 tarihli, kurucu intifa senedi sahiplerinin haklarının genel kurul kararıyla tek taraflı değiştirilemeyeceğine dair kararına da dayanmıştır.
⚖️ Dairenin değerlendirmesi
Daire önce sahiplik zincirini MKK kayıtları üzerinden ortaya koymuştur. Bankanın 23.12.2021 tarihli müzekkere cevabına göre 10 adet kurucu intifa senedi, kaydileştirme başvurusu üzerine 23.03.2000’de ilk hak sahibi adına açılan yatırım hesabına alacak kaydedilmiş; 08.08.2005’te davacı ve kardeşi adına açılan müşterek hesaba virmanlanmış ve 13.07.2016 itibarıyla bu hesapta izlenmiştir. Daire, davacının paya 2005’te halasıyla birlikte sahip olduğunu, halasının vefatıyla onun payının yarısını da edindiğini kabul etmiştir.
Ardından kurucu intifa senedinin hukuki niteliğine ilişkin yerleşik görüşü aynen benimsemiştir: Bu senetler pay sahipliği hakkı vermez, yalnız kâra veya tasfiye bakiyesine katılma gibi malvarlıksal haklar sağlar; senet sahibi şirket karşısında üçüncü kişidir ve ilişki sözleşmeseldir. Bu nedenle senet sahiplerinin onayı olmaksızın şirketin ortaksal bir işlemle bu senetleri ortadan kaldırması, itfa etmesi veya sınırlaması kural olarak mümkün değildir.
Karar, bu ilkeye rağmen sonucu somut olayın özelliklerine bağlamıştır. Ortada şekli anlamda bir genel kurul kararı vardır; 30 yıldır kurucu intifa senedi sahiplerine aynı sermaye tutarıyla sınırlı ödeme yapılmıştır; bu uygulama önceki hak sahibi tarafından hiçbir itiraz ileri sürülmeden zımnen kabul edilmiş, davacı tarafından da senetleri edindiği tarihten beri kabul görmüştür. Daireye göre bu koşullarda 30 yıl sonra değişikliğin yok hükmünde ve hükümsüz olduğunun ileri sürülmesi TMK 2 ve 3 kapsamında hakkın kötüye kullanılmasıdır. Daire bu sonuca varırken Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.03.2025 tarihli ve E.2024/2043, K.2025/2189 sayılı aynı konudaki kararına atıf yapmıştır.
Halanın yaşlı ve hasta olduğu için genel kuruldan habersiz kaldığı iddiasına itibar edilmemiştir. Vasiyetname ve Anayasa’ya ilişkin itirazlar bakımından ise, vasiyete konu kurucu intifa senetleri üzerindeki hak sahipliğinin davacıya ait olmadığı belirtilmiş ve değişikliği batıl kılacak bir sebep görülmemiştir. Davacı ile fer’î müdahilin istinaf başvuruları HMK 353/1-b-1 uyarınca esastan reddedilmiş, karar oy birliğiyle ve temyiz yolu açık olarak verilmiştir.
🧩 Kurucu intifa senedi: pay değil, sözleşme
Kararın kavramsal çerçevesi, kurucu intifa senedini pay senedinden ayıran unsurlar üzerine kuruludur:
- Hak türü: Yalnız malvarlıksal haklar; yönetim, denetim ve oy hakkı yok.
- İlişkinin niteliği: Şirket ile senet sahibi arasında ortaksal değil sözleşmesel bağ; senet sahibi şirkete göre üçüncü kişi.
- Değişiklik kuralı: Senet sahiplerinin onayı olmadan ortaksal işlemle kaldırma, itfa veya sınırlama kural olarak mümkün değil.
- Somut olaydaki sınır: Kuralın varlığı, uzun süre itirazsız uygulanan bir düzenlemenin onlarca yıl sonra yokluk iddiasıyla ortadan kaldırılmasını kendiliğinden sağlamamaktadır.
Aynı türden senetlerin halka açık bir şirketle birleşme sırasında gerçek değeri ödenerek satın alınmasına ilişkin farklı bir uyuşmazlık, birleşmede intifa senedi yazısında ele alınmıştır.
⏳ Yokluk iddiası ve hakkın kötüye kullanılması
Davacının temel argümanı, yokluğun zaman sınırı olmaksızın ileri sürülebileceğiydi. Daire bu argümanı soyut olarak tartışmak yerine, dosyadaki olgular üzerinden dürüstlük kuralını uygulamıştır. Dosyada öne çıkan olgular şunlardır:
- Değişiklik şekli anlamda bir genel kurul kararıyla yapılmıştır; dilekçeye göre karar Temmuz 1991’de ticaret sicili gazetesinde ilan edilmiştir.
- Kâr payları 1991’den dava tarihine kadar aynı esasla ödenmiş, önceki hak sahibi bu uygulamaya itiraz etmemiştir.
- Davacı da senetleri edindiği 2005’ten itibaren uzun süre aynı ödemeleri kabul etmiştir.
- Senetlerin MKK’daki hesap hareketleri, sahiplik zincirini ve edinme tarihini belgelemiştir.
“Satın alma” nitelendirmesine yönelik itiraz da sonucu değiştirmemiş; Daire zımni kabulü önceki hak sahibi ve davacı dönemleri için birlikte değerlendirmiştir. Kararda, kısıtsız hesaplanacak kâr payının tahsiline ilişkin tefrik edilen davanın akıbetine dair bir bilgi bulunmamaktadır.
🆕 6102 sayılı TTK m.348 açısından bugünkü çerçeve
Uyuşmazlık 1991 tarihli bir işleme ilişkin olduğundan Daire mülga 6762 sayılı Kanun hükümlerine dayanmıştır. Bugün yürürlükte olan 6102 sayılı TTK m.348 ise kurucu menfaatlerini daha dar bir çerçevede düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrasına göre şirket sermayesinin azalması sonucunu doğurabilecek kurucu menfaati tanınamaz; dağıtılabilir kârdan 519. maddenin birinci fıkrasındaki yedek akçe ile pay sahipleri için yüzde beş kâr payı ayrıldıktan sonra kalanın en çok onda biri intifa senetleri bağlamında kuruculara ödenir. İkinci fıkra, Kanunun yürürlüğünden sonra kurulan şirketlerin halka arzdan önce kurucu intifa senetlerini bedelsiz iptal etmesini öngörmektedir. Üçüncü fıkraya göre dağıtılabilecek kâr mevcutsa, şirket kârın dağıtılmamasını kararlaştırmış olsa bile kurucu intifa sahipleri esas sözleşmede öngörülen kâr paylarını alırlar.
❓ Sık sorulan sorular
Daire, kurucu intifa haklarının tek taraflı sınırlanabileceğini mi kabul etti?
Hayır. Daire, senet sahiplerinin onayı olmadan şirketin bu hakları kaldırmasının, itfa etmesinin veya sınırlamasının kural olarak mümkün olmadığını açıkça belirtmiştir. Talebin reddi, 30 yıllık zımni kabul karşısında yokluk iddiasının hakkın kötüye kullanılması sayılmasına dayanmaktadır.
Senetlerin miras yoluyla edinilmesi sonucu değiştirdi mi?
Daire, davacının senetlere 2005’te ortak hesap yoluyla ve daha sonra miras yoluyla sahip olduğunu kabul etmiştir. Ancak önceki hak sahibinin de uygulamaya hiç itiraz etmediğini vurgulayarak sonucu değiştirmemiştir.
Kâr payı alacağı bu davada mı karara bağlandı?
Hayır. Kısıtsız hesaplanacak kâr payının tahsili talebi 24.03.2022 tarihli duruşmada tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmiştir. İstinaf incelemesi yalnız 1991 tarihli genel kurul kararının ve esas sözleşme değişikliğinin yokluğu ve hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Karar kesinleşmiş midir?
Karar oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere verilmiştir. Kararın yayımlandığı metinde temyiz aşamasına ilişkin bir bilgi yer almamaktadır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, serinin diğer yazıları Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin Bedesten üzerinde yayımlanan kararından derlenmiştir. Değerlendirme, bir bankanın 1991 tarihli esas sözleşme değişikliğine karşı kurucu intifa senedi sahibinin açtığı yokluk ve hükümsüzlük davasına dayanır; edinme biçimi, itiraz geçmişi ve esas sözleşme hükümleri farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir ve karara karşı temyiz yolu açıktır. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



